2 Ocak 2010 Cumartesi

we have got to take cover, brother.

her işte bir hayır vardır kesinlikle. "stain boy"la aramızdaki yaş, mekan, hayat farklılıkları gibi. şartlar elverseydi, ben devam ettirseydim o duyguları, o da gösterdiğinden fazlasını verseydi, o başkalarına yaptığımız için birbirimizin ağzına sıçtığımız hataları birbirimize yapmaz mıydık? bu kadar özel, bu kadar kişisel, bu kadar güzel bir şeyin içine etmez miydik? ruh eşiyle karşılaştığında niye hemen önüne geçemediği "ben bununla evlenirdim" dugyuları içine düşer ki insan? ruh eşleri aşık olmak için midir sadece? kader, tesadüf, şans, mucize vardır ki bazı insaların bazı insanların karşısına çıkması oralarda bi yerlerde yazılıdır bence. bu yüzden o, site patlamadan bir gün önce geldi bana. bu yüzden 6 saatlik ilk konuşmanın sonunda "bak site öldü, iyi ki almışım adresini." dediğinde hayatımın en içten "iyi ki"sini söyledim. o kader, tesadüf, şans, mucize etmenleri kimi zaman abi-kardeş, kimi zaman abla-kardeş, çoğunlukla ikiz kardeş ve her daim dost olmamız için karşılaştırmıştır bence bizi. geçen yaz korkuyordum bu kadar uzak kalma bi şeyleri götürür diye. bi şeyler katacağını düşünmemiştim bile.
bu sabah ağlayarak uyandım ama şimdi dışarıda beni zorla mutlu etmek isteyen bir hava var sanki. kışın ortasında olduğumuzu ve ankara'nın hala kar görmediğini bir kenara bırakırsak, parça parça bembeyaz bulutlar arasında olabilecek en berrak, en net maviyle gökyüzü, altında buz gibi hava ve çıldırmış rüzgar, çimenler ve çamlarla kışın ortasında alabildiğine yeşil olan site, rüzgarda döne döne 6. kata kadar çıkan kuru yapraklar falan. bugün en yakınımdakine bile konuşarak, yazarak, çizerek, hiçbir şekilde anlatamazken bi şeyleri, -30'u gören ardahan'dan görünmeden, konuşmadan, yazmadan varlığını, yanımda olduğunu hissettiriyor. ben de kendine bakabildiği kadar iyi bakmasını, çabucak dönmesini, eksikliğinin hissedildiğiini söylüyorum. sonra hasta oldu diye üzülüyorum.

Hiç yorum yok: