11 Ağustos 2012 Cumartesi

london 2012

ilk haftayı rezil bir biçimde götürürken ortada görümeyenlerin madalyalar geldiği anda telefonlara sarılıp kendilerine pay çıkarmaları cidden inanılmaz. mideniz kendinizi nasıl kaldırıyor cidden merak ediyorum.

- tekvando çok acayipmiş, erkeklerde pek ses soluk çıkmıyor ama kadınlarda mortal kombat mı oynuyorum ya dedim bir an. bi çığlıklar bi sallanma hareketleri böyle. dün servet saniyede 384 tekme atarak altın madalyayı alırken acayip cool takıldı, ama aklından neler geçiyordu kim bilir. birkaç ay önce babası "oğlum olimpiyatlarda yarışacak" demiş. annesi "ne yarışması,altın alacak benim oğlum" diye düzeltmiş. kanser teşhisi koyulan annesi oğlunun altını almasından 2 ay önce hayatını kaybetmiş. çocukcağız bunun sözünü etmiyor, efendi efendi röportajını veriyor ama zeka kumkuması trt ekibi sürekli burnuba burnuna sokuyorlar annesini kaybettiği gerçeğini. programa canlı yayına çıkarmışlar, annesinin ölümüyle ilgili video gösterip busırada burnunun dibine kadar kamera sokuyorlar. derdiniz ne yahu hasta mısınız. 3 senedir kaybetmemiş çocuğun adını çeyrek finale çıktığında duyan biri olarak gurur duymak ne kadar hakkım bilmiyorum ama gururduydum yahu.

- 1500 metre finali hakikaten epikti. son 50 metrede hareket alanı 1.5 metrekare olan odamda ben depar attım.

- voleybolda kızlar daha çok tatile gelmiş gibiydi. son kez fotoğraf çektirecek ünlü sporcu arayışıyla odasından ayrılan gözde sonsırma'dan hala haber alınamamış diye duydum hatta. neslihan'dan başka durumun ciddiyetini kavrayan olamadı sanki. hem açılış töreninden beri kaç tane "neslihan darnel is gorgeous" yorumu okudum bilmiyorum. (yazar burada flea'nın "celebrity crush" yorumunu "ilk görüşte aşk" olarak çeviren gazetelerimie selam ediyor.) ama cidden yani. güzelliğini geçtim kendisi ersan ilyasova ile birlikte türk sporcular içinde en karizmatik olanı kanımca. 

- baskette biraz daha işimize bakar gibiydik. rusya'nın öyle elimizden kaçması içime oturdu baya. tamam, kadın liginin yayıncısı bile yokken avrupa 2.liği üstüne bileğimizin hakkıyla olimpiyata kalıp çeyrek finalde ucu ucuna kaybetmek başarıdır ama "olsn canları sağolsun" dememek lazım. her şeye olsun canları sağolsun bu da başarı dediğimiz için, kötünün iyisi olmakla yetindiğimiz için tepeyi anca ittire kaktıra görebiliyoruz zaten. bi de şu lakaplarda takılıyor aklım. hayır, yüksel aytuğlaşmayacağım; ama basketçi ablalarımızın çok da perilik hali yok yani. bari sıviç yapsınlar filenin perileri - potanın sultanları diye. daha bi oturaklı sultanlar.

- açıkçası başarısızlığımızın sebebi için uzaklara gitmeye lüzum yok, sporcularımızın röportajlarını okusak yeter. serisini 1. bitirdiği halde derecesi yetmediği için üst tura çıkamayan sporcumuz yemek düzeni sorulduğunda "çok takmıyorum ya annemin yaptıklarını yiyorumi anne kötü şey yedirmez bana" diye cevap veriyor. öte yandan dibimiz düşerek izlediğimiz madalya rekorları kıran yüzücüler yemek alışkanlıklarından tut, yatak odalarında basınca kadar düzenlenen sıkı bir disiplin içinde yaşıyorlar. başarısız olduktan sonra yapılan röportajlarda bir tane aklı başında yorum yapan yok. "türkten bi şey olmaz, elin gavuru yapıyor" mantalitesini hiç sevmem; amaelin gavuru yarışını maçını bitirdikten hemen sonra üzerinden geçip analiz ediyor. yarım saat içinde neleri yanlış yaptığını belirlemiş oluyor. bizimkiler saatler, günler sonra yapılan röportajda hala "basiretim bağlandı, noldu bilmiyorum" diyor şaşkın şaşkın. kimisi yarışındna hemen önce twitterda gezip hakkında yazılan kötü şeyleri okuyup havuza giriyor, sonra "yarıştan hemen önce moralimi bozdular teşekkür ederim yani" diyor ergen ergen. hele başarısızlığı baskıya bağlayanlar en bombaları. kimse kusura bakmasın da ülkenin 1/10'inin bile takip etmediği bi spor dalında yarışan sporcunun üzerindeki baskı neyin baskısı allah aşkına? suçun hepsi sporcularda değil tabi ama bütün yükü de onların üzerinden alamayız. yazılanlar moralini bozuyorsa okumayacaksın. baskı altında eziliyorsan niye sporcu oldun zaten. sen mi hissediyorsun o baskıyı yoksa phelpsler, boltlar, isinbayevalar mı? sinirlendim akşam akşam.

- minik bir tatile çıkınca yüzmeden daha çok heyecanla beklediğim atletizmin büyük kısmını kaçırdım. şansıma 100 mt finalinin başlamasına birkaç dakika kala eniştem zap yaparken denk geldik, durdurdum hemen. zaten yarış öncesi - yarış - yarış sonrası hepi topu 20 saniyemizi aldı.


zamanımızın en hızlı adamı finish çizgisini geçerken
- en büyük hayalkırıklığı: her türlü spor müsabakasında varlık gösteren yüce spor ülkesi sırbistan, 1 gümüş 1 bronz madalyadalardı en son. tamam krizdesiniz ama kum havuzunda su topu oynasanız başarılı olacak genleriniz var yahu. erkek voleybol takımı bilhassa epey kalbimi kırdı.

açeydim kollarımı, topu yere düşürmeyeydim.

çok da çirkin bir millet değil yani bu srpskiler

- erkek basketbolu konusunda -inanılmaz ama- hiç heyecanlanmamıştım. kaukenas'ı acayip çok seviyorum ve uzuuun sakatlığının ardından kendisini sahada görmek pek güzeldi. rusya ve litvanya dışında takımdan çok oyuncu tuttum zaten, brezilya'dan splitter'cığım ve huertas ibişi, arjantin'den scola(king) ve delfino; o kadar. fransa'yı sevmem, hep çok "sissy" gelmişlerdir ama nicolas batum'un çeyrek finalde yaptığı çook badassti ve takdirimi kazandı.


milyonlarca insanın yıllardır yapmak istediği şey
sonrası daha epik, batum'a niye böyle bir şey yaptığını soruyorlar. "i wanted to give him a good reason to flop" diyor. canına tak etmiş çocukcağzın. sonra peki bu olimpiyat ruhuna uygun mu diye soruyorlar, bu uygun değil ama bilerek maç kaybetmek uygun öyle mi? diye soruyor aslan parçası. bilmeyenler için: ispanya brezilya'ya karşı kaybederek çeyrek finalde abd ile karşılaşmaktan kaçıp final yolunu kolaylaştırmıştı. batum haklı.

rusya - ispanya yarı final maçı ise sinirlerimi cifirdeştirdi. ilk yarı inanılmaz oynayan rusya, ikinci yarı mıçtı. kirilenko sakat sakat oynamış aferim ama madem sakat niye her topu adama verip "al bakalım napcan" diye bekliyorsunuz? ilk yarı fark yaratan yiğidim aslanım monia'nın eline niye top değmiyor? dünya üzerinde en sevmediğim iki takım olimpiyat finali oynayacak, ama izlemem. rusya - arjantin 3.lük maçı daha bi olimpiyat finali bence.

david blatt on sergei monia: "sergei monia, our captain, is the face of everything we do, the face of russia. he has played in every game for russia in the seven years i have been with the team. he came up the biggest at the right time. he made the two biggest shots of the game and maybe of our career together."
 çö jobovski on sergei monia: "hot."

sergei monia: GTFO  españa!

Hiç yorum yok: