21 Aralık 2011 Çarşamba

jumanji

hatırladığım kadar mükemmelmiş. küçükken izlediğimde nasıl gerildiğimi, hatta bildiğin korktuğumu hatırlıyorum. en net hatırladığım sahne olan gergedanların fillerin duvarı yıkıp çıkmalarında yine arkama bi yaslandım; ama bayadır bi film izlerken bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. carl bentley'nin tepkileri, hayvan sürüsü koşturmaya devam ederken en arkada kalan gergedanın aragorn'la legolas'ın peşinde koşan gimli gibi homurdana homurdana koştururken teyzeye dönüp attığı bakış ve tabii van pelt.

ama bi sahne var ki varlığını tamamen unutmuşum. kaç sene önce ablamla denizde açılmışken rüzgarın hangi yönden estiğini konuşuyorduk. kestiremeyince aynı anda parmak ıslatıp rüzgar yönünü tayin etme şeyini denemeye karar verdik ve aynı anda denizin içinden ıslak parmaklarımızı çıkarıp yalayarak havaya tuttuk. o an göz göze geldiğimizde kafamızda neon ışıklarla "enayi" yazıyordu. hah, bu sahnede onun aynısı işte. alan, peter'a "babamın odunlukta baltası vardı koş onu getir" der. peter odunluğa koşar ama kapısı kilitlidir. o da odunluğun duvarına dayalı baltayı alıp kilide vurmaya başlar. işte orada peter'ın elindeki baltaya baktıktan sonra kamerayla göz göze geldiği o minik anda öldüm bittim kahkaha attım kendime. sonra arka arkaya 15 kere izledim. bir de bradley pierce inanılmaz güzel bir çocukmuş yerim o yanakları. büyüyünce joh cusack'in yandan yemişi olması ayrı bir konu tabii.

yıllardır the good son'ı tekrar izemekten korkmuştum. çocukken izlediğimde öyle bi etkilenmiştim ki bu sefer öyle olmayacak, o anıyı bozcam diye yıllarca izlememiştim. geçende izledim ve yine etkilendim yine ağladm bi saat mal gibi. jumanji'de öyle oldu. varsın istenildiği gibi '95 yılının jurrasic park'ı olamasın, varsın örümcekler plastik oyuncak gibi görünsün, varsın maymun animasyonları başarısız olsun. inanılmaz bir kurgu ve yine tüylerim diken diken izledim, son projeiçin gerekli ilhamı da aldım. öyle bir aldım ki şimdi sabahlar olmasın hatta.

Hiç yorum yok: