adına neden beyaz şehir demişler bilmiyorum; ama belgrad beni inanılmaz bir şekilde kendsine çekiyor. üzerinden avrupa birliği geçmeden, japonya bağışı bin yıllık körüklü otobüsler ve eski arabalar yollarından kalkmadan, kişi başına düşen geliri yükselmeden, dinar yuro olmadan, bombalandığı halde bırakılmış binaları yıkılmadan gidip görmek istiyorum onu.
enki bilal nerede doğduysa, 9 yaşına nerede geldiyse orada durup o havayı solumak istiyorum. yugoslavya tarihi müzesini gezmek, nikola tesla müzesine gidip the prestigedeki mavi elektrikli deneyi yerinde izlemek istiyorum.
yazımı nehir kıyılarında geçirmek, ağaçlarla dolu şehri sonbaharda yaşamak, kışın içim titreye titreye kahve kokulu sokaklarında dolanmak istiyorum.
ve tabii ki damarlarında kan yerine minik basketbol topları akan insanlarla bilet sırasında beklemek, pionir'de bir partizan maçı izlemek, duvarlarda kızılyıldızlıların yıldızlarını, partizanların kızıl yıldızların üzerlerine çektiği siyah çizgileri canlı canlı gömek istiyorum.
mimarilerdeki sovyet etkisini görmek, karşılarında oturup kimi zaman inanılmaz güzel ve zarif, kimi zaman gösterişli, kimi zaman soğuk ve itici binaları izlemek istiyorum.
sokaklarında gezinmek ve kim ne derse desin arkadaş, sevdiğim sırp insanının sevdiğim dilini konuşmasını dinlemek istiyorum.
kalemegdan'da yüzlerce insanla birlikte oturup tuna ve sava'nın birleştiği yerde güneşin batışını izlemek istiyorum.
kalemegdan'ın hemen yanıbaşında, belgrad sanat üniversitesinde okumak istiyorum.
knez mihajlova'da volta atmak istiyorum.
rakija ve sırp birası içmek, veee pljeskavica yemek istiyorum. bilmeyenler için pljeskaica: dev yugoslav köftesi. gerçekten dev ama.
evet hemen şimdi gitmek istiyorum çünkü çok yükün altına girmiş yaşlı ve güzel bi şehir beograd. hani ankara'nın üzerindeki o yük vardır ya. incek'ten şehre bakınca ufkun üzerinde somut olarak görebilirsin o yükü. ankara'yı sevmeyen altında ezilir ölür. gebersin zaten pislikler. ankara'yı sevenlerse beraber taşır, severek taşır. işte o yükün altında yaşamayı nasıl seviyorsam belgrad'daki yükün altında da yaşamak istiyorum.
en sondaki fotoğraf belgrad üniversitesi. al işte o da okul bizim okuduğuz da okul anasını satayım.
enki bilal nerede doğduysa, 9 yaşına nerede geldiyse orada durup o havayı solumak istiyorum. yugoslavya tarihi müzesini gezmek, nikola tesla müzesine gidip the prestigedeki mavi elektrikli deneyi yerinde izlemek istiyorum.
yazımı nehir kıyılarında geçirmek, ağaçlarla dolu şehri sonbaharda yaşamak, kışın içim titreye titreye kahve kokulu sokaklarında dolanmak istiyorum.
ve tabii ki damarlarında kan yerine minik basketbol topları akan insanlarla bilet sırasında beklemek, pionir'de bir partizan maçı izlemek, duvarlarda kızılyıldızlıların yıldızlarını, partizanların kızıl yıldızların üzerlerine çektiği siyah çizgileri canlı canlı gömek istiyorum.
mimarilerdeki sovyet etkisini görmek, karşılarında oturup kimi zaman inanılmaz güzel ve zarif, kimi zaman gösterişli, kimi zaman soğuk ve itici binaları izlemek istiyorum.
sokaklarında gezinmek ve kim ne derse desin arkadaş, sevdiğim sırp insanının sevdiğim dilini konuşmasını dinlemek istiyorum.
kalemegdan'da yüzlerce insanla birlikte oturup tuna ve sava'nın birleştiği yerde güneşin batışını izlemek istiyorum.
kalemegdan'ın hemen yanıbaşında, belgrad sanat üniversitesinde okumak istiyorum.
knez mihajlova'da volta atmak istiyorum.
rakija ve sırp birası içmek, veee pljeskavica yemek istiyorum. bilmeyenler için pljeskaica: dev yugoslav köftesi. gerçekten dev ama.
evet hemen şimdi gitmek istiyorum çünkü çok yükün altına girmiş yaşlı ve güzel bi şehir beograd. hani ankara'nın üzerindeki o yük vardır ya. incek'ten şehre bakınca ufkun üzerinde somut olarak görebilirsin o yükü. ankara'yı sevmeyen altında ezilir ölür. gebersin zaten pislikler. ankara'yı sevenlerse beraber taşır, severek taşır. işte o yükün altında yaşamayı nasıl seviyorsam belgrad'daki yükün altında da yaşamak istiyorum.
en sondaki fotoğraf belgrad üniversitesi. al işte o da okul bizim okuduğuz da okul anasını satayım.


















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder