sabah 5'ten beri ayaktayım öldüm resmen ama iyi geldi. başkent üni.deki çalıştayda mevlana'nın mesnevisinden bir şeyler bulup afiş yapıcaz diye çalıştayın ikinci günü günübirlik field tripe çıktık konya'ya gittik malzeme toplayalım ilham alalm diye. bizim okuldan ben meryem bi de 3. sınıftan mehmet var, bi tane hacettepe'den iranlı bi kız vardı dün ama bugün gelmedi, grisi de başkent'ten. dün topuna burun çevirmiştim ama bugün güzel geçti.
7.15'te armada'nın önünde buluşup 7.30'da yola çıkalım demiştik ve tam arabaya ihtiyaç olduğu gün babamın arabayla samsun'a gittiği güne denk geldi. bu buluşma saatinden bi saat önce falan dolmuşta olmamı gerektirdiğinden hoş olmadı. 5'te kalkınca yarım saatte hazırlandım azcık dolanayım bari diye dışarı çıktım. hava mis gibi serin, güneş daha yeni doğuyor, kuşlar böcekler falan kapıdan dışarı adımımı attığım anda tamam her gün bu saatte çıkıp yürüyorum dedim sonra durağa varana kadar vazgeçtim. 6.25'te dolmuşa bindim 6.45'te armada'daydım. sonra da bizimkiler geldi yavaştan. hocanın minibüsle gelmesii beklerken ayaküstü sohbet ettiğimizde kanım ısındı zaten direk.
minibüse bindik uyuklayarak mola yerine geldik kahvaltı ettik devam ettik. tam douce france dinlerken konya'ya çok damardan bir giriş yaptık o sırada ben baya bir saçmaladım. sonra mevlana'nın türbesini gezdik. vıcır vıcır insan lan her taraf bu ne kalabalıktır. insanlar sergilenen şeylere bakarak geçerken biz duvarlardaki tavanlardaki kitaplardaki sembolleri yeniden keşfederek heyecan yaşadık. bahçede diğerlerinin çıkmasını beklerken fransız bi teyze düştü çok feci. tansiyonu düştü heralde çünkü yüzünü falan çarptı yere. orada gezenlerden sanırım hemşire bi teyze koştu geldi. tur rehberi bulana kadar meryem'le fransız teyzenin derdini çevirdik hemşire teyzeye. sonra ambulans geldi götürdü.
sonra yemeğe gittik de bu ülkede etli ekmek diye bir gerçek var arkadaş. 1 metrefalan böyle şlap diye bırakıyorlar önüne. bölüp bölüp yiyorsun sıcacık. yanında bir de her şeyi tam kararında olan sarımsaklı yoğurt getiriyorlar. sarımsaklı yoğurt da budur yani. hem tadını alıyorsun hem mide yakmıyor kokmuyor. çok güzeldi vallayi.
yemekten sonra da 1 saat saldılar bizi. hoca pegah'la annesini alıp gitti biz de önce dağılalım dedik sonra dağılmadan yürüdük, sülük satan amcayla değişit muhabbetlere girdik sorna biraz daha beraber yürüyüp dağıldık. birkaç sakika sonra da tekrar karşılaşıp buluşma yerimize döndük.
dönerken de kahvaltı için durduğumuz yerde yine durduk. meryem'le durduğumuz yerdeki minik bir dükkana girdik. çok çılgın çok güzel bir dükkandı. ankara'da bulunmayacak şeyler vardı. endonezya'dan falan getiriyormuş adam. bir sürü değişik değişik maket, oyuncak, vs. vardı. tepeden bi cadı sarkıyodu adam onu çekti ve cadı kahkaha atmaya başladı. sonra orada da hayalet var diye arkamdaki şeyi gösterdi. ucuna dokunduğum anda hayalet "let me oooout" diye çığlık atmaya başladı. o çığlık atınca yerimden hopladım diye de amca benimle dalga geçti. :)
sonuç olarak ağustosa kadar tatilim olmadığını düşünürsek yorucu ama güzel oldu. bir kiralnmış otobüsle yolculuk klasiği olarak "herkesin yanındaki yanında mı?", "kaptan bey", sülükçü amcanın 2 cümlesinden birinin "hoplatır ama" olması, ingilizce filmi yanlışlıkla türkçe dublajlı ingilizce altyazılı olarak izlememiz falan baya eğlenceli geçti. ama bu akşam biraz daha çlışmak zorunda olmak sonr yarın yine sabahın köründe başkent'e gitmek amelelik başka bir şey değil.
7.15'te armada'nın önünde buluşup 7.30'da yola çıkalım demiştik ve tam arabaya ihtiyaç olduğu gün babamın arabayla samsun'a gittiği güne denk geldi. bu buluşma saatinden bi saat önce falan dolmuşta olmamı gerektirdiğinden hoş olmadı. 5'te kalkınca yarım saatte hazırlandım azcık dolanayım bari diye dışarı çıktım. hava mis gibi serin, güneş daha yeni doğuyor, kuşlar böcekler falan kapıdan dışarı adımımı attığım anda tamam her gün bu saatte çıkıp yürüyorum dedim sonra durağa varana kadar vazgeçtim. 6.25'te dolmuşa bindim 6.45'te armada'daydım. sonra da bizimkiler geldi yavaştan. hocanın minibüsle gelmesii beklerken ayaküstü sohbet ettiğimizde kanım ısındı zaten direk.
minibüse bindik uyuklayarak mola yerine geldik kahvaltı ettik devam ettik. tam douce france dinlerken konya'ya çok damardan bir giriş yaptık o sırada ben baya bir saçmaladım. sonra mevlana'nın türbesini gezdik. vıcır vıcır insan lan her taraf bu ne kalabalıktır. insanlar sergilenen şeylere bakarak geçerken biz duvarlardaki tavanlardaki kitaplardaki sembolleri yeniden keşfederek heyecan yaşadık. bahçede diğerlerinin çıkmasını beklerken fransız bi teyze düştü çok feci. tansiyonu düştü heralde çünkü yüzünü falan çarptı yere. orada gezenlerden sanırım hemşire bi teyze koştu geldi. tur rehberi bulana kadar meryem'le fransız teyzenin derdini çevirdik hemşire teyzeye. sonra ambulans geldi götürdü.
sonra yemeğe gittik de bu ülkede etli ekmek diye bir gerçek var arkadaş. 1 metrefalan böyle şlap diye bırakıyorlar önüne. bölüp bölüp yiyorsun sıcacık. yanında bir de her şeyi tam kararında olan sarımsaklı yoğurt getiriyorlar. sarımsaklı yoğurt da budur yani. hem tadını alıyorsun hem mide yakmıyor kokmuyor. çok güzeldi vallayi.
yemekten sonra da 1 saat saldılar bizi. hoca pegah'la annesini alıp gitti biz de önce dağılalım dedik sonra dağılmadan yürüdük, sülük satan amcayla değişit muhabbetlere girdik sorna biraz daha beraber yürüyüp dağıldık. birkaç sakika sonra da tekrar karşılaşıp buluşma yerimize döndük.
dönerken de kahvaltı için durduğumuz yerde yine durduk. meryem'le durduğumuz yerdeki minik bir dükkana girdik. çok çılgın çok güzel bir dükkandı. ankara'da bulunmayacak şeyler vardı. endonezya'dan falan getiriyormuş adam. bir sürü değişik değişik maket, oyuncak, vs. vardı. tepeden bi cadı sarkıyodu adam onu çekti ve cadı kahkaha atmaya başladı. sonra orada da hayalet var diye arkamdaki şeyi gösterdi. ucuna dokunduğum anda hayalet "let me oooout" diye çığlık atmaya başladı. o çığlık atınca yerimden hopladım diye de amca benimle dalga geçti. :)
sonuç olarak ağustosa kadar tatilim olmadığını düşünürsek yorucu ama güzel oldu. bir kiralnmış otobüsle yolculuk klasiği olarak "herkesin yanındaki yanında mı?", "kaptan bey", sülükçü amcanın 2 cümlesinden birinin "hoplatır ama" olması, ingilizce filmi yanlışlıkla türkçe dublajlı ingilizce altyazılı olarak izlememiz falan baya eğlenceli geçti. ama bu akşam biraz daha çlışmak zorunda olmak sonr yarın yine sabahın köründe başkent'e gitmek amelelik başka bir şey değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder