13 Nisan 2011 Çarşamba

okulda mastırşefte palyaço gbi giyinen adam gibi bir hoca var, endüstriyel tasarımın hocası bu dönem bizim jürilerimize yapıştı, gitmiyor. ilk jüride ben son çıkmıştım, onun işi çıkıp gidince atlatmıştım. gerçi o jürideki maketime çok güveniyordum, bütün arkadaşlarıma saçma sapan lakayt eleştiriler yaptıktan sonra karşıma geçsin biraz didişelim istemiştim ama nasip olmadı. ikinci jüride yakaladı bu sefer beni, ilk jürideki gibi laf sokup kendini tatmin eme odaklı değildi eleştirileri ama yine de saçmalıyordu, bi de herif başı çekiyor, o bir şeye takıyor, bütün jüri onun gazına gelip ütüne geliyor. işin kötüsü filiz hocam gibi, tolga hocam gibi dünya tatlısı hocalar jürilerde ses çıkarmıyorlar. ikinci jüride de yine aynı şey oldu, bu adam taktı benim bir şeyime, müge hoca da arkasına takıldı. lan o kadar çok konuştular ki, normalde her söylenini dikkatli dinleyip tek tek cevap veririm, bu sefer bakışlarım boşlaşt uzaklara gittim dinlemedi. konuşma sesleri kesilince anladım dedim kafamı falan salladım. o jüri öyle geçti, ilk jürideki 100'de sonra epik bir düşüş beklerken 84 aldım mutlu oldum.

geldik final jürisine. ikinci jüride yaptığımız final jürisinin taslağıydı. ben o jürinni başında hayatımdan bezmeden önce planlarımı anlatırken "hebele hübeleyi de renkle vericem." dediğim anda aydın hoca be müge hoca horozlandılar ne rengi bi de şimdi rengi karıştırma diye. ben de eyvallah hacu dedim final jürisinde renge girmedim. zamanında 4 tane 50x70 1mm'lik maket kartonu aldıydım almaz olaydım. taşı kesip yapsam daha az zorlanırdırdım o kadar sert ki anlatamam. bunda bikaç yüz bin tane falan farklı boyutlarda küpler yaptım, sistem belirledim o sisteme göre yüzeyleri açtım çitalarla tanımladım falan filan neyse sonuç olarak hayatımın en rezil işçiliğiyle birlikte sistemine güvendiğim bir şey çıkardım. son küpü yapıştırırken ellerim titriyordu artık yer gök uhu oldu.

jüri günü geldi, babacığım sağolsun okula bıraktı. (burada benim vaktim olmadığından cumartesi günü çitam bitince çita almaya giden anneme, pazar günü kartonumla uhum bitince de onları alıp getiren babamla ablama teşşekür gönderiyorumç) maket de eşşek gibi ağı oldu zaten uyuşan, kramplar giren, hareket ederken bir tak sesyle takılan ve telefonumu kılıfından çıkarmaya bile gücü kalmamış olan ellerim taşıyamadı, kollarımın arasında sıkıştırıp çıktım yukarı.

3. kata çıktım köşeyi dönerken koridorun ıssızlığı, sessizliği ve balkonda kimsenin sigaar içmiyor oluşu kıllandırdı. nalet olası 377'ye girdim (bi daha adımımı atmicam inşallah), içeride bi meryem, sonra bikaç kişi daha geldi bize jüri 13-30'da dediler. yine mail atılmış yine bize gelmemiş. hani o günde 13 saat çalıştığım 3 gün boyunca en geç saat 11 gibi biten jürinin, sonra eve gidip yemek yediğim, arkasından spora gidip sonra eve gelip 26 saat uyuduğum bir günün hayalini o kadar çok kurmuştum ki o an yaşadığım yıkımın tarifi yok.

sonra napsak napsak dedik katların ortasındaki rahat koltuklarda uyuyalı dedik. okulun binasından çok hoşlanmıyorum ama hakkını vermem lazım uyumak için tonlarca yer var, sınıflarda pencere kenarları olsun, kütüphane olsun, girişteki puflar ve bhsettiğim koltuklar olsun, sessiz ve rahat hepsi. karşılıklı koltuklara kurulduk biraz teledon karıştırdık sonra meryem maşallah bi uyudu bi uyudu. ben uyuyamayınca sadık dostum  ipodumu çıkardım koltuğa yanlamasına oturdum ayaklarımı uzattım laura marling açtım. sağ taradımda camlar dışarıda güneşler kuşlar falan uçuşuyor, yan koltuktaki sınava çalışan gürültülü güruh da gidincebenim de kafam düştü bi saat sonra kalktı. o kafa kalkınca bi daha düşmez bilirim ben nitekim öyle de oldu. meryem hala horul horul uyuken ben defalarca tuvalete gittim, snıfa uğradım maketlere baktım birilerine laf attım geri geldim aynı şekilde oturdum telefonla oynadım sonra saat 12.40 olunca meryem'i uyandırdım yiyecek bir şeyler alıp sınıfa gittik. jüri üyeleri tam 35 dakika gecikmeli geldiler. bi önceki jüride liste sırasına gre gidip bizim şubeden başladığımız için hoca bu sefer ikinci şubeden başlıcaz dedi ve ben günün ikinci yıkımını yaşadımbu fazladan 3-4 saat beklemek demekti zira. bi de sınıfta bi şeyler yapmışlar önceden sprey boya ve soğutucu kokusu buram buram işlemiş her yere ne kadar havalanırsa havalansın gitmiyor.

oflaya puflaya geçen bikaç saatten sonra, ban asıra gelmeden hemen önce dışarı baktığımda taksi durağındaki taksilerin popoları sağa sola oynuyordu o kokuları solumaktan sanıyorum. neyse çıktım jürinin karşısına bu arada kafalar hala sağa sola oynuyor başım falan dönüyor. hiç göz teması kurmadan anlattım bütün sistemimi, göz teması kurduğun anda konuşmaya başlıyorlar çünkü. aydın hoca "grubun okunmuyor renk kullansaydın okunurdu" dediği an içimde bir şeyler oldu böyle. "önceki jüride renk kullanmamamı söylediniz" dedim ve grubumu nasıl okuttuğumu anlattım ve içimden "zaten kafan jöle gibi oynuyor." diye de ekledim. aydın hoca "biz öyle demehümüişz" diye homurdandı ve eleştirisinde ısrar etti bi süre daha ama vallahhi bi kelimesini dinlemedim. ardından sorulan bi ton soruya başarıyla cevap verdikten bi sürü ıvır zıvır yorum dinledikten sonra aydın hoca'nın "şurası şöyle burası böyle olduğundan grup hakkaten okunuyor renk olmadan da, çok iyi" dediği anda bütün jöle kafalar bi durdu, başım löbölölöböbölö diye dönmeyi bırakıp "bi dakka lan!?" dedi, aydın hoca'ya proje beğendirmiş olmanın haklı gururuyla 3 gündür zulüm gören ellerim, sprey boya, uhu, silikon buharı soluyan ciğerlerim, yanan gözlerim, ağrıyan sırtım çektikleri sıkıntıları unutup "fuck yeah" moduna geçti.

jüri toplamda 3 dakika falan sürdü ama 10 saat okulda süründüm. bu çektiğim eziyetin karşılığı bir not istiyorum artık.

Hiç yorum yok: