warrior'da jennifer morrison'da varmış. bi de bu fragman üzerinden filmin aktörlerini sylvester stallone ile kıyaslayıp "no appealing actors" diye yorum yapanı gördüm. stallone bazıları için efsanedir ama benim bi türlü sevemediğim bi adamdır. yüz sinirlerindeki hasarlardan dolayı da olsa o değişmeyen yüz ifadesi sinirime dokunur. yani bi insanın gülemiyor olması, ancak yamuk yamuk sırıtabiliyor olması üzücü bir şey ve buna rağmen böyle büyük bi başarı elde etmek havalı bir şey falam ama öte yandan mimiklerini kullanamayan bi aktör de düşünemiyorum. her yerde aynı bu adam yahu, aynı duruş, aynı bakış, aynı ses tonu.
benim için makbul olan iki oyuncu türü var; bi her fimde başka bi insan olan, bi de her rolüne kendinen bir şey katan. ilkinde tom hardy zaten tarih yazıyor kimselere çaktırmadan, bi bakıyosun bronson'da devasa psikopat mahkum, bi bakıyosun scenes of a sexual nature'da komik tatlı abaza, bi bakıyosun the take'de hasta ruhlu bi şey (freddie jackson'ı tanımlayacak sözcük bulamadım), sonra bi bakıyosun rocknrolla'da gay gangster, sonra stuart:a life backwards'da delimserek çelimsz evsiz stuart. bu ilk sınıftakilerin daha göz öünde bi örneği de christian bale'dir mesela.
ikinci gruptaysa mesela bi obert downey jr. bu adamın kendisi ukaladır, hafif kibirlidir ama kendisini kabul ettiren bi karizması vardır. oynadığı rolde ondan bir şeyler görülür, ama her rolünde de değişir. saçı başı değişir, ses tonu değişir, konuşması, duruşu değişir. bi bikaç yüzyıl önce yaşamış ukala hafif kibirli ama karizmatik ingiliz dedektif olur, bi zengin ukala hafif kibirli ama karizmatik iş adamı süperkahraman olur, bi ukala hafif kibirli ama karizmatik yeni doğan çocuğunu görmeye giden baba olur.
stallone'u ise iki gruba da sokamıyorum, o yüzden kanım ısınamadı bi türlü. tüm zamanların en samimi en efsanevi filmini de yapmış olsa ağzı yüzü şişmiş, botokslu, pazularını şişirten bir adam olarak kalacak gözümde.
ha bir de bu esnada rocky'den "kült film" diye bahseden birini gördüm. rocky kült bir film değildir. güzel bir film olabilir. ama her güzel film kül değildir. mesela bronson külttür, revolver bir külttür; ama rocky kült bir film değildir. yeter ya o kült bu kült çılgın dershane bile kült anasını satayım.
böyle sade, keyifli, müzik dinleyerek sohbet ederek bi şeyler içerek geçirilen bi akşamdan sonra niye oturmuş stallone hakkında yazı yazıyorum hiçbir fikrim yok, yoplamda aldığım alkol bi çay bardağı falandır o da uykumu getirmekten başak bir iş yapmadı.
niyetim warrior'ın fragmanını buraya koyup arada açıp tom hardy'nin yepyeni sesiyle "you had a choice" diyişini dinlemek, jennifer morrison'ın da filmde olduğunu bildirmek bir de tom hardy ve guy ritchie'den daha fazla film yapmalarını rica etmekti aslında.
hani bazı filmler bittikten sonra bi süre oturduğun yere mıhlar ya seni, requiem for a dream'deki gibi sıçmık bir halde mıhlanmaktan bahsetmiyorum ama, çok güzel ya da çok anlamlı bir şey görükten/izledikten/dinledikten/duyduktan sonraki mıhlanma hali. evet beni o şekilde mıhlayan filmleri hep bu iki adam yapıyor. mesela revolver'ın sonunda silah sesi duymadığımız halde yerimde zıplayıp, neler olduğunu anlamak için filmi tekrar gözden geçirmeden önce bi süre ekrana bakakalmıştım. ya da stuart: a life backwards'ın sonunda a mior incident çalıp bittikten sonra ben uzuunca bi süre kendi kendime ağlamıştım. bunlar çok şahane filmler ve tekrar tekrar izledim bıkmadım ve daha bi sürü kez de izlerim ama şaşırtıcı bi şekilde yeni mıhlayıcı film istiyorum.
öyle işte.
benim için makbul olan iki oyuncu türü var; bi her fimde başka bi insan olan, bi de her rolüne kendinen bir şey katan. ilkinde tom hardy zaten tarih yazıyor kimselere çaktırmadan, bi bakıyosun bronson'da devasa psikopat mahkum, bi bakıyosun scenes of a sexual nature'da komik tatlı abaza, bi bakıyosun the take'de hasta ruhlu bi şey (freddie jackson'ı tanımlayacak sözcük bulamadım), sonra bi bakıyosun rocknrolla'da gay gangster, sonra stuart:a life backwards'da delimserek çelimsz evsiz stuart. bu ilk sınıftakilerin daha göz öünde bi örneği de christian bale'dir mesela.
ikinci gruptaysa mesela bi obert downey jr. bu adamın kendisi ukaladır, hafif kibirlidir ama kendisini kabul ettiren bi karizması vardır. oynadığı rolde ondan bir şeyler görülür, ama her rolünde de değişir. saçı başı değişir, ses tonu değişir, konuşması, duruşu değişir. bi bikaç yüzyıl önce yaşamış ukala hafif kibirli ama karizmatik ingiliz dedektif olur, bi zengin ukala hafif kibirli ama karizmatik iş adamı süperkahraman olur, bi ukala hafif kibirli ama karizmatik yeni doğan çocuğunu görmeye giden baba olur.
stallone'u ise iki gruba da sokamıyorum, o yüzden kanım ısınamadı bi türlü. tüm zamanların en samimi en efsanevi filmini de yapmış olsa ağzı yüzü şişmiş, botokslu, pazularını şişirten bir adam olarak kalacak gözümde.
ha bir de bu esnada rocky'den "kült film" diye bahseden birini gördüm. rocky kült bir film değildir. güzel bir film olabilir. ama her güzel film kül değildir. mesela bronson külttür, revolver bir külttür; ama rocky kült bir film değildir. yeter ya o kült bu kült çılgın dershane bile kült anasını satayım.
böyle sade, keyifli, müzik dinleyerek sohbet ederek bi şeyler içerek geçirilen bi akşamdan sonra niye oturmuş stallone hakkında yazı yazıyorum hiçbir fikrim yok, yoplamda aldığım alkol bi çay bardağı falandır o da uykumu getirmekten başak bir iş yapmadı.
niyetim warrior'ın fragmanını buraya koyup arada açıp tom hardy'nin yepyeni sesiyle "you had a choice" diyişini dinlemek, jennifer morrison'ın da filmde olduğunu bildirmek bir de tom hardy ve guy ritchie'den daha fazla film yapmalarını rica etmekti aslında.
hani bazı filmler bittikten sonra bi süre oturduğun yere mıhlar ya seni, requiem for a dream'deki gibi sıçmık bir halde mıhlanmaktan bahsetmiyorum ama, çok güzel ya da çok anlamlı bir şey görükten/izledikten/dinledikten/duyduktan sonraki mıhlanma hali. evet beni o şekilde mıhlayan filmleri hep bu iki adam yapıyor. mesela revolver'ın sonunda silah sesi duymadığımız halde yerimde zıplayıp, neler olduğunu anlamak için filmi tekrar gözden geçirmeden önce bi süre ekrana bakakalmıştım. ya da stuart: a life backwards'ın sonunda a mior incident çalıp bittikten sonra ben uzuunca bi süre kendi kendime ağlamıştım. bunlar çok şahane filmler ve tekrar tekrar izledim bıkmadım ve daha bi sürü kez de izlerim ama şaşırtıcı bi şekilde yeni mıhlayıcı film istiyorum.
öyle işte.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder