20 Nisan 2011 Çarşamba

geçen cumartesi sinemaya gitmek istediğimden, ama bi filmi uzun uzun bekledikten sonra sinemaya gitmek istediğimden bahsediyordum. onu uzun zamandır yapmadım, hatta aylardır bi harry potter'a gitti öyle, o da filmlerini sevmediğim halde bitmesini istemediğimden gönülsüz gönülsüz izlemiştim.
neyse buldum o çok bekleyip heyecanla gideceğim filmleri. biraz çok beklemem gerekecek gerçi.

biri guy ritchie'nin ikinci şarlok'u. çok şaşırtıcı değil mi? aslında ben birkaç yıldır guy riçi riç'ten the real rocknrola haberi bekliyorum. rocknrolla'nın sonunda "archy, johnny ve the wild bunch the real rocknrolla'yla dönecek." diyince o beklenti oluştu haliyle. rocknrolla kurgusuyla, çekimleriyle, oyunculuklarıyla hele ki müzikleriyle o kadar güzeldi ki, johnny quid (kralj) "i'm gonna be a real rocknrolla" diyip sigarasını yakarak filmi bitirirken ben "devamı geliyooğğ" diye bağırarak kongo dansına başlamıştım. pek çok gerizekalı bu filmi guy ritchie'nin lock stock gibi, snatch gibi bi film yapıp başaramaması olarak görür ama kesinlikle öyle değil. hatta ben o güleç tavuğu daha lock stock'a başlamadan bu üçlünün planını yaptığına inanıyorum. karakterler ve hikayeler tamamen değişse de birbirlerinin devamı gibiler. lock stock'la gangsterlerin en alt tabakasından başladı riçi riç, sonra snatch'le bi üst tabakaya çıktı, rocknrolla'yla üst sınıf gangsterleri didikledi. hepsi ayrı güzel, hepsi ayrı komik. ha bunu diyenlerde tarantinoculardı, tarantino yapar, bi daha yapar, bi daha yapar o kendini tekrar emek olmaz, guy ritchie yapar kabak tadı vermek olur. ben ikisini de ayrı ayrı severim ama bu neşeli ingiliz'in yeri ayrı.

ha şunu diyordum, ben guy ritchie'nin böyle filmler yapmayı bırakmasını istemiyorum. şarloklar çekmesin demiyorum, hobi olarak yine çeksin. hatta revolverlar bile çeksin, ben kaldıramayabilirim, ama o çeksin. aslında bunu da demiyordum da neyse. guy ritchie bu yahu, ne çekerse çeksin ben izlerim.

yeni sherlock holmes türkiye'de taaa aralık 2011'de gösterime giriyor. şu an post prodüksiyondalarmış, çekimlere ne ara başladılar ne ara bitirdiler anlamadım, ben baya bi uzak kalmışım.

diğer filmim de ikinci "ne yapsa izlerim" adamı tom hardy'nin warrior'ı. o abd'de 9 eylül'de gösterime giriyormuş, türkiye için bir şey dememişler. ana fikrim çok beklediim bi filmi sinemada izlemek de olsa bu iki filmi de her türl izeyebilirim.

şöyle bir şey var; boks ve türevlerinden nefret ederim, ama bokslu ve türevli filmlerden dizilerden hoşlanırım. filmde bi adam var, prison break'te de oynuyordu, ama rolü neydi hiç hatırlayamadım, çıldırcam. avukat falan mıydı diye hatırlamaya çalışıyorum ama silinmiş direk. neyse, fragmanı izledim beğendim. afişiniyse çoooook beğendim. bir de tom hardy'nin sesi her filmde bi başka çıkıyor. bi biritiş olarak kendisinden duymadığımız aksan kalmadı zaten de, adamın sesi de değişiyor, onu da mı kendi değiştiriyor yoksa çok mu sigara içiyor anlamadım ama adamdan çıkan her ses güzel çıkıyor.




şimdi "bu mu güzel afiş dediğin" denebilir, evet bu. simple is beautiful bi kere. bu iki suratı ortadan bölüp birleştirme olayı çok zamansız bir şey bence. yani şimdi de kabul edilebilir 50 yıl sonra da. yazıları hunharca ortalamalarından, ortadan inen şeritten de hoşlandım. fotoğraflar tamam zaten, böyle güzel hatlı suratlardaki ışıklar gölgeler o kadar hoşuma gidiyor ki anlatamam. son olarak afişte tom hardy'nin bronson yadigarı omzu ağırlık merkezini kaydırmış resmen. üzgünüm pek güzel sesli joel edgerton'ın oynadığı karakter ama tom seni omuzlarıyla döver.

Hiç yorum yok: