31 Ekim 2010 Pazar

glee'nin true colors "number"ını gerçekten çok seviyorum.


artie'nin dancing with myself'ini, safety dance'ini, "put your hands on your hips"ini, onu oynayan kevin mchale'in über sevimli sırıtışını, güzel sesini, ne yazık ki fazla gçremediğimiz dans yeteneğini;



brittany s. pears'ın brtiney spears'ın gölgesinde yaşayışını, "my cat's been reading my diary", "i bet the duck's in the hat" ve tabii ki "stop the violence"ını, embesilliğini, heather morris'in güzelliğini (gözleri acayip güzel yau cidden), mükemmele ulaşmış dansını, bunu yanında hiç de fena olmayan sesini, sevimli, neşeli, pozitif görünümüyle insanın üzerinde yarattığı "keşke arkadaşım olsa" etkisini; 


 
tam bu noktada bloggerın embesilleşip bu yazıyı ortalamama, yukarıdakileri yana yaslamama izin vermemesini alkjflae, finn'in losing my religion ve time warp'daki performansını, şapşallığını, saflığını, gaza gelişlerini, dans edemeyişlerini, yüz ifadelerini, temiz kalpliliğini, içtenliğini, rocky horror'da rachel'la çalışırlarken senaryoya bkıp bakıp "i have no idea what's going on in this script and it's not in a cool inception kinda way" diyişini, onu derkenki sakin ses tonunu ve kafasını iki yana sallayışını, cory monteith'in değişik aksanını, samimiytini, içtenliğini (bazen finn'le cory arasındaki tek fark cory'nin daha akıllı oluşuymuş gibime gelmiyor değil), dizi ekibi olarak new york'a giderlerken uçakta new york'a ilk gidişi olduğu için duyduğu hyecanı "gecenin 3ünde uyanmak, otel odamdan çıkmak ve sokakta yürümek" istiyorum diye dile getirmesini, new york'ta yolda yürürken "sanırım şimdi bi taksi çeviricem" diyip ylun ortasına yürüyüp bi taksi drdurduktan sonra kameraya dönüp "i did iiiiit" diye zafer narası atışını, tost yerken etrafındakilere tıslayışını, dizinin en başında, şu an biber sam'in de olmaya çalıştığı şey olan kadife sesli beybifeys lise çocuğu imajını üstünden atışını, dizi boyunca sesindeki ve dans edişindeki gelişmeyi, özgüven artışını ve bu gelişmenin sonucunda benim bi ara rachel ve finn'in her şarkı söyleyişinde poflamaya başlamışken şu an "finn çıksa da bi şeyler söylese" moduna girmemi;



sanırım kurt'le ilgili her şeyi, ukalalığını, açık sözlülüğünü, kıyafetlerini, gülüşlerini, ikinci sezonun başındaki "go away, go away"ini, tepkilerini, defying gravity'sini, defying gravity'yi harika söylerken babası üzülecek diye bilerek detone olup soloyu rachel'a elleriyle vermesini, babasına olan sevgisini, babası kalbini kırınca söylediği o muazzam rose's turn kavırını, i wanna hold your hand'i üzücü bir şarkı yapışını, duets bölümündeki tek kişilik dev kadro performansını, rocky horror'da riff raff'e cuk oturuşunu, chris colfer'ın bu yeteneğini, neşesini, enerjisini, emmy ödülleri açılışında "it's on bitches" diyişini, her şeyini seviyorum çocuğn da karakterin de yahu,



dijon'un dizideki adı matt idi ama dijon bir yer ismi olarak da insan ismi olarak da çok komik olduğu için ben ona hep dijon dedim. dijon'un burada gördüğümüz bu tuhaf yüz ifadelerini, sürekli en arkada kalıp şikayet etmeyişini, kiss'te "artie çıkınca yerine gelen adam gibi giyinmeyi" dert etmeyişini, kulağında örümcek bulunmasını akjdlkasjfae, karakterin de karakteri canlandıranı da geri planda olmuş olmamaış umursamadan her number'da neşesini enerjisii heyecanını kaybetmeden yer alışını; dijon'u ya,



mercedes'i, amber riley'yi, özgüvenini, laf sokuculuğunu, sevimliliğini, hakkını arayışını, atarlarını "her şarkıda son notayı çığırtasınız diye glee'ye katılmadım" çıkışını, yanaklarını, her şeye rağmen güzelliğini, puck'ı reddedişini ve tabii en önemlisi, gırtlağını;




(mike chang, ilk sezon seni çok severdim, ikinci sezon artie babaya yamuk yaptın, olmadı, ama hala seviyorum) mike chang ve hary shum jr.'ın en çok dans edişini tabii ki, insan değilsin olum seni, kapı gıcırtısına oynayışını, nambırlarda arkada "huuuu" "haaaağ" derken bile şarkıyı yaşayışını, saçlarını, ve tabii ki duets bölümündeki o muhteşem performansı :D (cidden tina'nın dediği gibi duruma en uygun şarkıyı bulmuşlar, çok eğlenceliydi);



mark salling'in tkaıntı derecesindeki kuş sevgisini, kibarlığını mütevaziliğini hatta zaman zaman utangaçlığını, puckerman'ın da ciddi anlamda her şeyini, lady is a tramp'ini, sweet caroline'ını, loser'ını, goodvibrations'da yer tepinişini, özlediğim mohawkını, tüm dizinin en şahane repliklerinden biri olan "see you punks in the regionals!"ı, kötü çocuk imajını, bütün o badassliğin altındaki kedi gibi yımışak iyi kalbini, quinn'e olan tuhaf sevgisini,  new directions'da elden geçirmediği tek kızın tina oluşunu alkfjkajflşkafsg, dizinin başlarında quinn'e sinirlenip "well caall the vatican! we got ourselves another immaculate conception!" diye koridorun ortasında bağırışını, (o bölümü çok seviyorum, puck'ın atarı beklenmedik bi anda aniden geliyor, hızlı hızlı çok akıcı bağırıyor ve puck'ın esasında kafası çalıştığını da gösteriyor kanımca. bi de evet çok şirin bi tepki tekrar tekrar izledim.), kızının adını jackie daniels koymak istemesini, veeee en çok da bi sonraki bölümde hapisten çıkıp biber sam'in ağzını yüzünü kırabilme ihtimalini,


bu kızın, quinn'in de onu oynayan dianna agron'un da, zerafetini, tek kaşıı kaldırıp bakışını, porselen gibi dokunsan çatlaya çatlaya kırılacak görünüşünü, meleksi sesini, güzelliğini, çook güzel giyinmesini, sakinliğini, it's a man's man's man's world'ünü, mercedes'e sahip çıkışını, mercedes herkein önünde beautiful'u söylerken onun yanına kalkıp ilk giden oluşunu, dianna agron'un müzik zevkini, "the fuchsia elephant" isimli yazarlığını, yönetmenliğini, pımcılığını, her bi şeyini üstlendiği bi filmi olmasını;



rachel'ın geçirdiği evrimi, ikinci sezonda güzelleşmesini, sempatikleşmesini, takımı kendindne öne koymaya başlamasını, don't rain on my parade'i, britney spears bölümüde gerçeğine uygun hit me baby one more time klibimsisinde attığı embesil bakışlarla tam bir hit me baby one more time klibindeki britney spears'a benzemesi (:D), duets bölümüde finn'le bilerek kaybetmek çin yaptıkları rezil şeyde yine embesil boş bakışlar atışını, time warp'da da embesil bakışlar atışını (keşke hep atsa bunlardna çok gülüyorum yahu), s02e01'de sunshine'ı glee club'a katılmaya ikna etmeye çalışırken "glee club is fun, swaying in the back, can be fu!" derkenki tonlaması, yüz ifadesi, lea michelle'in karakterinin tersine 7/24 gülümseyenşeker bi şey oluşunu, ve inanılmaz yeteneğini, o nasıl bi ses, cidden. (şarkı söylerken aşırı dramtikleşmesinden fazl ahoşlanmıyorum ama);



her ne kadar çoğu zaman kendisinden (bakışları ve kafasından) korksam e new directions'ın en az -biber sam'den sonra en az- seviğim üyesi olsa da neşeli olup kafasını fazla oynatmadığı zamanlar, güzel sesiyle söylediği şarkılarda ve yine kafasını fazla oynatmadan dans ettiğinde, özellikle mercedes'le yaptığı düetlerde (duets bölümünde kazanan ya onlar ya kurt olmalıydı kanımca, müthişlerdi, ama gotta take one for the team, biber sam'in teame nasıl katkısı olacaksa artıkın);


mike'la beraber artie'ye yamuk yapmış, kalbini kırmış olsa da, true colors'ın yıldızı, kanıma daha fazla öne çıkmayı hak eden, güzel sesli, güzel saçlı tina ablamızı, new directions'a katıldığından beri aldığı yolu, time warp'daki şekerliğini, onu oynayan jenna'nın (soyadını hiç sonuna akdar okuyamadım:)) ayak tiksintsini:D, dünya tatlısı köpüşünü;




çoook seviyorum. glee izlediğim en güze dizi olmayabilir, en tatlı şey de olmayabilir, en ilham verici şey de olmayabilir. ama ihtiyacımızın olduğu bi şey. çünkü bizim kazananlarla kaybedenlerin, güzellerle çirkinlerin, zayıflarla şişkoların, ukalalarla alttan alanların, megalomanlarla mütevazilerin, ateistlerle katoliklerin,yahudilerin bir aradayken nasıl da güzel olabildiklerini görmeye ihtiyacımız oluyor arada bir. hayır, bu toplumsal bi mesaj değil. tamamen bireysel olarak, arada bir cheers'ın o güzelim şarkısındaki "sometimes you wanna go where everybody knows your name, and they're always glad you came" sözlerindeki o insanların, o yerin kıymetinin, sizi görünce aydınlanan bir çift gözün ne büyük bir nimet olduğunun hatırlatılmasına,  ihtiyacımız var.

glee'den buralara ne ara geldim bilmiyorum da bu diziyi sevmemdeki en büyük neden en sıradanından en olağanüstüsüne, her türlü şarkıyı alıp inanılmaz şeylere çevirmeleri. bu yüzden lastfm'imde "glee cast" isimli sanatçı git gide üst sıralara tırmanmakta. muazzamsınız.

Hiç yorum yok: