herhangi bir millete karşı özel bir hayranlığım veya düşmanlığım yoktur. hawaii ile aramdaki tek taraflı seviyeli ilişki de tamamen fiziksel. her yabancı ırka millete hemen hemen eşit derecede sevgi ve ilgi besliyorum. lakin bu ingilizler çeşit aksanlarıyla, müzikleriyle ve sinemalarıyla yerlerini ayrı tutuyorlar.
bu yazının oluşma sebebiyse the take. martina cole isimli yazarın kitabında uyarlanmış ingiliz mini dizisi. bir de bizim kitap uyarlamalarımıza bakalım yaprak dökümü, aşk-ı memnu falan. ya da yok bakmayalım.
dört bölümü deçabucak tükettim, çok efsanevi bir şey olmuş zannımca. ingiltere'deki konumunu bilemiyorum tabii ama türkiye'de ilk izleyen şahıs olmamdan şüpheleniyor, nasıl kimsenin dikkatini çekmemiş anlamadım.
öncelikle jeneriği çok güzel bu dizinin. aslınd aiçinde baya spoiler var yahu. neyse ilk önce dedim ki 80lerde geçen dizinin jeneriğinde kasabian'ın iş ne? 80ler ve öncesinin nasıl bir maden olduğunu biliyoruz. fakat sonra bir baktım club foot gayet iyiymiş çok da güzel uymuş.
müzikler harika, erbarme dich ile ağlattılar beni.
hikaye, diyaloglar falan çok güzel. belki kimine göre sıradan, klişe falan gelir ama bana gangster, mafya olsun yeter. filmlerde dizilerde uzatılmış, dolambaçlı diyalogları çok seviyorum. ki bu insanlar öyle güzel konuşuyorlar ki aksanlı aksanlı, pokemon gibi sadece kendi isimlerini söyleseler fark etmezdi.

balrog'u uyandırana kadar kazıcam demiştim, sanırım uyandı fakat kazmaya devam edeceğim. the take'i uzun arayışlar sonucunda bulup izlememin sebebi de oydu. kötü de olmadı zira black hawk down'dan, scenes of a sexual nature'dan, rocknrolla'dan, bronson'dan, inception'dan çok daha hayvancıl bir oyuncuk sergilemiş kendisi. karakterinin adı da "freddie" jackson. ne tesadüf eheh. yalnız bu performans çok süper bi oyuncu olduğundan mı, yoksa içinde gizli saklı bir freddie olduğundan mı ondan emin olamadım. adam camları indirmiş, kapı falan kırmış çekim yapılırken. hele gerçek hayattaki nişanlısına tecavüz ettiği sahnede insanlıktan çıkmış herif, ben oturduğum yerde rahatsız oldum yahu. hani o sahnede kötü oynasanız, ya da hiç çekmeseniz, denir ki haklı insanlar. bu nokta da takdir etmeli miyim bilmiyorum fakat sanırım edicem. freddie'ye gelirsek, dizinin tagline'ı zaten "he's got family, he's got power, but he's got issues." hakikaten bir kanser. fakat benim merhamet duygularımı uyndırıyor ve çok sevilesi, hem de komik. misal eski ortağı mickey'nin kafasını ekrana vura vura televizyonun içine soktuktan sonra mickey'nin karısının "bloody animals" diye hönkürmesine karşılık olarak ayakkabıları elinde "he always wanted to be on tv" demesi, yahut babasının kendinden 857 yaş küçük sevgilisiyle freddie'yi tanıştırdığında aralarında geçen "freddie: you remind me of an actress in a move that i just watched this night. kitty: really? is it hübele höbölö? people say i look like hibelü hubole. tom: naah...it's called deep throat." diyalogu. nazik olmasını beklemiyor ki kimse.ama adama içirdikleri sigaralardan purolardan tom hardy'ye bi haller olacak. o sigaralarla puroların tamamlayıcı etkisini tartışmıyorum ama bi de iyice içine çekip çekip burnundan burnundan bırakmıyor mu dumanı. koskoca freddie jackson'a reva gördükleri sonu da beğenmedim. bi önceki sahnede oyunculuklar climax noktalarına ulaşmışken üstelik. zaten öğrendiğim kadarıyla orada kitaba bağlı kalmamışlar. jimmy bi farkındalık anında cinnet geçirip şapsa daha etkileyici olurdu zannımca.


shaun evans da oyunculuğuyla benim için de aksanıyla çok başarılı. ama jimmy iyi hoş fakat düne kadar freddie'nin gözünün içine bakarkene herkesler tarafından freddie'nin kafasına kakılıkakılıverilmesindne hoşlanmadım. o mutlu aile tablosuna da pisbakışlar fırlattım. ama yanlış olmasın jimmy'yi de seviyorum. morg sahnesinde o da ağlattı beni. ağlamaya müsaitim biraz.
bu tom hardy'nin nişanlısı charlotte riley, jimmy'nin karısı maggie. kız çok güzel, gözleri ağzı burnu aksanı ve sesi de çok güzel, baya da yetenekli buldum ben. bunlar küçük oğlana bi kardeş yapsınlar, über yetenekli güzeller güzeli bi çocuk olur, aliyen olur yahu o. fakat görsellerde bi baktım bazı fotoğrafları sanki bizim emine taş. bi daha aynı gözle bakamayacağım sana şarlot. maggie'ye gelince, freddie bunu hak etmiyordu demek isterdim fakat ediyordu. ne yapsa ne etse haklı.
kierston waring kimin nesidir bilmiyorum ama kadını sadece her bölüm daha da büyüyen üst dudağıyla hatırlayacağım. kabuslarıma girecek o dudak. jackie'yi de, izlerken ben daraldım freddie napsın. tutturmuş jimmy de jimmy bi saçını başını topla insana benze de öyle hönkür böhühöhü freddie. evet bu karakteri sevmiyorum.
burada hayatta yayınlanmazlar böyle sarsıcı şeyi zannımca. zaten yayınlasalar da sigaraya sansür koycaz diye 40 küsür dakika boyunca tüm ekran mozaik kaplı halde izletirler. sözün özü çabalayalım, bulalım bunu da izlyelim izletelim hakkını verelim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder