18 Temmuz 2010 Pazar
hey gidi
bu arada bakıyorum da, hyatımın en şahane anılarındna bazıları manavgat'a, side'ye, manavgat'la side arasında kalan çolaklı'daki o yazlığa ait. hatta eve eşya götürdüğümüz il günü bile çok net hatırlıyorum. evdeki dev örümcek, hamamböcekleri, babamın susmayan telefonu, sonunda ankara'ya dönmek zorunda kalışı, annem, ablam ve benim daha kilitleri bile takılmamış evde koltukları kapıların önüne dayayıp yatışımız, bi türlü işlerimizi halletmeyen site ustaları, sonu gelmeyen tadilatlar ve her şeyin giderek yerine oturması, evin dekore edilmesi, aldığımız kilimler, süsler, kap kacaklar, hala depodan çıkarıp bi yerde kullanmak için can attığım ahşap masa ve sandalyeleri, çolaklı'daki marangoz ustamıza yaptırdığımız kullanışlı pencere sineklikleri, tel kapılar, bahçeye çiçek seçişimiz, ön taraftaki begonvil ve yasemin, yan tarafta taşın yanına sıralı diktiğimiz çiçekler, arkadaki renkli yapraklı begonvil, japon güllerimiz, çamımız, şener abi, özbek amca, yıldız teyze, münevver teyze, seyhan amca, onur ve oranın çoğunda gördüğüm o özensiz yazlık soğukluğundan çıkıp özene bözene yaratılmış sımsıcak ev oluşu. eve ilk gelişteki iki basamak, ön veranda, kendimizi rahatsız edici komşumuz cemal amca'dan korumak için annemin yaptırdığı, yasemini sardırmak için kullandığımız paravan, diğer tarafta begonvil, verandanın köşesinde musluk, makarasıyla falan çok havalı olan bahçe hortumumuz, giriş kapısı, ön kapının anahtarı, eve girince sol taraftaki minik tuvalet, sağ taraftaki vestiyer, vestiyerde asılı olan bebekli takvim, vestiyerdeki dolaptaki körük, sinek böcek ilaçları. bikaç adım atınca sağda kağısız mutfağın girişi, mutfağa girdikten sonra bi sağda bi karşıda iki pencere, karşıdaki pencerenin altındaki lavabo, tezgahüstü ocak, tezgahüstü fırın, eski buzdolabımız. solda salona bakan tezgah. mutfaktan çıkınca hemen karşıda merdivenler, sağda bi basamakla inilen salon, salonda sol tarafta yeniden yüzletip mükemmel bi rahatlığa kavuşturduğumuz eski koltuk takımı. sağda eskiden ankara'daki mutfağımızda duran masa ve sandalyeler, köşede ancak yazlıkta geçirdiğimiz bikaç yazdan sonra adam gibi çalışır hale getirdiğimiz televizyon. ve sonra arka verandaya açılan çift kanatlı kapımız, yaylı, şık, sineklik kapı. dışarıda bi ön bi arkda verandaya aldığımız salıncak koltuk, ve yine bi öne bi arkaya aldığımız o bahsettiğim ahşap takım. sağda hanımeli, önde taş çatlasa bi metrelik çimenlikte renkli yapraklı begonvil, beyaz japon gülü falan. o çimenlikten hemen sonra yola bağlanan, bizim evin önünden geçip münevver teyze-seyhan amca-onu'un evine doğru giden patikamsı yürüme yolu, yine bi metre kadarlık bi çimenlik ve özbek amca-yıldız teyze-şener abi'nin evi, yukarıdaki balkona çıkıp, aşağıda kahvaltı eden bize günaydın diyen şener abi, bahçesini sulayan beyaz saçlı özbek amca, dışarıda gazete falan okuyan yıldız teyze, o tapikamsı yürüme yolundan geçerken annem buyur ettiğinde "e hadi madem" diyip gelen matematik öğretmeni münevver teyze, ya da esteetik cerrahı kardeşi seyhan amca. içeri girip dönerek çıkan ahşap merdivenlerden çıkınca çıktığımı zminik koridor, sağdaki banyo, merdivenin hemen karşısındaki a.'nın odası, odada kapının hemen karşısındaki parmaklıkları çıkarılmış ikimizin de bebekliğinde yanımızda olan bebek yatağı, sağda dolap, karşısında a.'nın yatağı, yatağın üzerindeki pencere, dolabın saü tarafındaki balkon kapısı, yatağın yanında yan tarafından su doldurunca yazın klima kışın kalorifer görevi gören bin yıllık gürültülü tuhaf alet. odadan çıkınca hemen yan kapıda benim odam, odamdaki iki adet tek kişilik yatak, yan tarafa bakan pencerenin altındaki yatağım, ayak uzunda dolabım, yatağıma paralel olarak duran, annemlerin odasında da bir giriş olduğu için gerek duyulmadığı iddia edilen balkon kapısını engelleyen diğer yatak. odamdan çıkıp sağa dönünce annemlerin odası. evdeki en küçük oda. sol tarafa dayalı yatak, ayak uçlarında kapıları yataktan zar zor açılan dolap, kapının hemen karşısında balkon. bir üst kata çıkınca, merdivenin direk çıktığı, kapısız çatı katı. sağ tarafta çamaşır makinesi, sol tarafta teras kapısı, hemen karşıda aşağıdaki koltuk takımının bir parçası olan, fakat salona sığmayan, yatağa dönüşebilen kanepe. ve anılarla doldukça daha da güzelleşen ev. her sene manavgat'a arabayla ilk vardığımızda eve gitmeden önce eve alışveriş yapmak için durduğumuz, bi kersinde gofret'in annesi çıtır sıcaktan bayılmışken migros'un girişindeki klimanın altında bi süre tutmak için izin istemem ve görevlilerin olanca güleryüzlülükleriyle izin verişi. manavgat'taki migros. manavgat'ta tuhaf evleri olan bi sitede yazlıkları olan babamın kuzeni ve ailesiyle ilk kez köprülü kanyona gidişimiz, piknik yapışımız, piknik yaparken rafting yapan bi bota el sallamamız ve bottaki yaşlı amcanın büyük coşkuyla karşılık vermesi,ve daha sonra akşama "ustanın köprüsünün" altındaki daracık minyatür kanyona babam, a., ben ve babamın kuzenin kızı ve tabii bir rehberle birlikte kanoya binip girişimiz, yüksek duvarlar yüzünden hiç güneş yüzü görmeyen suyun kararmakta olan hava yüzünden iyice kapkara olması, tepemizde uçuşan yarasalar, dışarıdaki havadan rahatlıkla bi 20 derece falan soğuk olan havada zangır zangır titreyişimiz, iki yanımızdaki gri duvalar ve kanoyu üzerinden atlamayacağımız bi yere gelene kadar böyle gidişimiz. günü ilerleyen aatlerinde orman yangını yüzünden raftingin durdurulması. hayatımda gördüğüm en güzel yerin, yeryüzündeki cennetin 6 yerden birden yanışını görmem, o ormanın kavrulurken çıkarıdğı sesler... daha fenası yangınların rant için çıkartılmış olması. gece 10'da eve dönerken yangının yola kadar inmiş olması, yol kenarında duran itfaiyecileri görüp kenara çekişimiz, işleri bitmiş olan, saatlerdir bi şey yememiş içmemiş itfaiyecilere pikniğimizden kalan tonla yemeği verişimiz, dolmaları, revaniyi elleriyle hapur hapur yemeleri, kalan dolmaları bi somon ekmeğin arasınd akoyup verişimiz, ve arabaya binip giderken isten kapkara olmuş itfaiyecilerin arabanın farında parlayan gözleri ve otuz ikisi birden görünen dişleriyle arkamızdan el sallamaları, ertesi gün 50-60 km uzaktaki yazlığımıza kar gibi küllerin yağması. anneannem ve dedemin ziyareti, anneannemin açık unuttuğu pencereden bi şekilde aşağı atlamayı başaran çıtır ve o sırada tanıştığı serserinin sonraki bikaç gün boyunca pencerenin önünde çıtır'a serenat yapması. çıtır'ın ıııı ihtiyaçlarının kabardığı günler, veterinerin sakinleştirmemiz için bebeklere uyumuları için verilen damlayı önermesi, dalayı çıtıra verişimiz ve onun sarhoş gibi, gözleri kaymış halde merdivenlerden sallana sallana inişi, orta katta minik koridorda koşup koşup annemlerin odadaki balkona çıkacağını düşünürken tel kapıya yapışması, çatı katından en alt kata kadar gofret'le birbirlerini kovalayışları. sonra anneannem ve dedemle köprülü kanyon'a gidişimiz. dönerken çay içmek için çağlayan raftinge uğramamız. çağlayan raftingin mükemmel manzarası, oranın sahibinin askerliğini izmir'de yapmış olmasını öğrendikten sonra aramızda oluşan samimiyet ve biri hariç sonraki bütün raftinglerimizi orada yapmamız. dha sonra bizi çıkardığı mükemmel manzaralı tepe, bi dk yahu, oranın her köşesindeki manzara mükemmel. sonra annemlerin arkadaşlarıyla yaptığımız ilk raftingimiz. ve ilk rafting sonrası, hep beraber botu ön camı olmayan kamyonetin araksında yükleyip üzerine binişimiz ve karada raftinge devam etmemiz. rafting sırasında botun ortasına yatıp uyuyan, kim olduğunu bilmediğim saçma çocuk. yine aynı insanlarla tekne kiralıp ilk manavgat turunu çıkmamız. teknenin manavgat'ın denize döküldüğü yere demirlemesi. çayla denizi birbirinden ayıran kum tepesi, denizin sımsıcak, çayın buz gibi oluşu, orada yemek yiyişimiz, teknenin tepesinden çaya atlayışımız.emre abimin ilk ziyareti, beraber manavgat şelalesine gidişimiz, ayaklarımız buz gibi suda şelaleyi izleyişimiz. annem emre abime şener abi'ni nkardeşi şenay ablanın gözlüğünü şelalede nasıl düşürdüğünü anlatıp emre abimi çok hafif olan güneş gözlüğü konusunda uyardığı gün titreyen göle gidişimiz, annemin fıskiyeden kaçmaya çalışırken çok sevdiği güneş gözlüğünü göle düşürmesi, tırmık bulup arayışımı zama çabalarımızın sonuçsuz kalması. ertesi sabah kalktığımda ağzı içeriye göçmüş bir su bidonu bulmam ve kahvaltıda bunu sebebinin emre abimin gece su içmek için kalkıp şişeyi başüstü düşürmesi olduğu. sonra dayımın yengemin ve bahadırabimin de gelişi, raftinge gidişişimiz, rafting yaparken yağmur yağması, yağmurda kayalardaki ufacık çıkıntılarda duran keçileri gördüğümüzde dayımın " bak g, arkadaşların" demesi, gece geç vakitte döndüğümüzde balkonda oturan ve bizi merak eden şener abilerin "biz de senaryolar yazıyoduk" diyişi. sonra alicanların, yani diğer dayımların gelişi, onlarla da rafting yapışımız. raftin parkurunun en sonra ve en can alıcı şelalesi, akıntı, ya da her neyse oradayken ben botun önünden eğilmiş dalganın bizi ne kadar yükselttiğini heyecanla fark ederken, aynı heyecanı paylaşani yanımda oturan dayımın küreğünü başıma yemele geçirdiğim ufak baygınlık, o zamanki rehberimiz ibiş kaptan'ın şapkasıyla su alıp kafama boşaltarak beni kendime getirmesi.bi de onlarla denizde bananaya binişimiz. aslı ve alican'ın en öne, annemle benim en arakaya binmemiz. en ufak manevrada savrularak düşen annemin bacağıyla kafama çarparak zar zor tutunan beni de düşürmesi, böyle annemin dizinden 5 darbe falan yemem. ve o muza gri çıkma çabaları. bir ayda 4 kere rafting yapmamız, sanırım biri dayımlardan biriyle, biri annemlerin arkadaşlarıyla, biri annemlerin daha çok sevdiğim arkadaşlarıyla yaptığımız rafting, o rafting sırasında çok daha şiddetli yağmur yapması, babamın çok sevdiğim tepesi kel arkdaşının "başımı seven kürekler asılsın", "kürek mahkumu olduk iyi mi" falan diyişi. raftinge ayrılan bi gün yeterince yorucuyken o gün bir de akşam alanya'ya gitmeye karar vermemiz. alanya'da dondurma yemek için bamyacı'ya gitmemiz. bamyacı'nı nbi dondurmacı için çok talihsiz bi isim oluşu. bizim ailecek gruptan ayrılıp seyhan amcaların anlattığı bafra dondurmacısını bulmaya gidişimiz ve orada hayatımda yediğim en güzel dondurmalardan birini yemem. bal bademli miydi neydi yahu? sonra dönüp bi de bamyacı'da dondurma yememiz ve eve tükenmiş halde dönüşümüz. 4. raftingimizi siteyle beraber yapmamız. raftinge giderken bindiğimiz otobüste sitemizin ingiliz ailesinin en küçük ferdi oscar'ın herkese günaydiin diyişi, o raftingde çook fazla eğlenmemiz, botta tanıştığımı zismail'in su savaşı sevdası, hatta bot gördüğünde su atmak için aslı'yı küreğiyle indirmeyi mubah görmesi. daha sonra sitenin gençleri arasında bi rafting daha düzenlenmesi, gençlerin bizim ve annemin gelmesi için kapımıza gelmeleri ama bizim çeşitli sebeplerdne ötürü gidemememiz. sitedeki arka taraftan izleyebildiğimiz akşamüstü futbol maçları, o maçlarda gözümüzün gönlümüzün açılması. (:P) sonra voleybol maçları, o maçalrdan sonra herkesin havuza hücum etmesi, el ayak çekildikten sonra satılmış abi'nin havuzu temizleyip klorlaması. havuzun yanındaki bi kesimin çay bahçesi, bi kesimiz kafe bi kesimin bar dediği yer, orada masa tenisi, okey, küt oynamamız. orada çalışan, havuzbaşında kayıp düşen orasını burasını kıran zekiy eisimli şahıs, sonra gelen ufak tefek hakan abi. komşumuz ayşe teyzenin oğulları ziya abi ve gökhan. ziya abi'nin hayattan bezmiş hali. gökhan'ın "çaktırmadan bak"ları. onur'un kuzeni nazlı. sakatlığı yüzünden futbolu bırakan mavi gözlü deniz. evleri hayvanat bahçesi gibi olan, gömleğiyle şapkasıyla takım çiçekli slip mayosuyla bisiklete binen tuhaf ve şirin soner. sadece futbol maçlarında değil gördüğümüz her yerde gözümüzü gönlümüzü açan ahmet.:) burcu denen yaratık falan. sonra yakışıklı olan özgür abi. bi de kendisi dahil herkesin "ayı özgür" dediği, bebek havuzuna balıklama atlayıp sağ çıkan ayı özgür. sonra siteyle tekne turuna gidişimiz. iskelemsi bi yerde ne olduğunu katırlamadığım bi şeyi beklerken ayı özgürün bi teknein kenarına oturup ayaklarıyla kendini iterken "çok deliii" diyişi, ve hemen ardından oscar'ın çok delii demeye çalışması. "çok deli" o sene sitenin mottosu gibi bi şeydi. şimdi yoruldum ve kafam dağıldı. muhtemelen tonlarca güzel anıyı atladım. yazarken bi daha yaşadım ve o dönem her şeyiyle mükemmel bi dönemmiş. sitnin biz gittikten sonra bozulması, eski havasını kaybetmesi bi avuntu olabilir ama bu çook özlediğim gerçeğini değiştirmiyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder