14 Temmuz 2010 Çarşamba

bu olay üzerine şimiye kadarki en uzun yazıyı yazmalı.

gece uyuyamadım. çantaya gerekli şeyleri koydum. biletleri koydum mu diye 23 kez çantayı açıp kontrol ettim. bi de bizim koç geldi "naptın aslan" diye, lafa tuttu, ben de itiraz etmedim, özlüyorum keretayı. saat 3 oldu yatayım dedim, yattım uyuyamadım. 4.30a kadar kitap okudum, en son saate baktığımda 5i geçiyodu, sonra uyumuşum. 6.30 gbi gofret uyandırdı, ondan sonra da yarı uyur vaziyette yattım. 7.21'de babam geldi, kalk hadi dedi. gittim ilacımı içtim, yüzümü yıkadım, yatağımı topladım, üstümü değişirdim, 17 kez daha biletleri kontrol ettim. bizimkiler hazırlanırken gidip kahvaltı hazırladım. sonra kahvaltıya oturduk, hiçbi şey yiyesim gelmedi. çok sevdiğim peynir kötü kötü göründü gözüme. bi dilim ekmeği reçelle yiyip kalktım. dişimi fırçladım, bi daha biletleri kontrol ettim. kahvaltı sofrası kalktı, kollarıma yüzüme falan güneş kremi sürdüm sonunda hazırlandık çıktı dışarı. sabahın köründe site bi güzel oluyo ki. anayola çıktık, durağa doğu çıkarken dolmuş geldi bindik. yetimemiz lazım olan bi yer var ya, dolmuşçu amcanın boş duraklarda duurp korna çalacağı tuttu. onunda aştiye vardık. aşti'den korkuyorum. sürekli bi hengame. türlü türlü insan. 19. perondaki otobüsümüze vardık, çıktık yerimize -önden ikinci sıra-oturduk. yeni nesil otobüsler, her koltuğun arkasında televizyon falan, çok havalı. müzik dinledim. sailm kanalında krayip korsanları vardı, dublajlı mublajlı falan ama karayip korsanları yani, sonlarına gelirken onu açtım izledim. arkasından ryan reynolds'la sandra bullock'un bi filmi başladı. saçma bi filmdi ama izledim. yarısında görüntü gidip geldiğinde filmin dev etmediğini görünce de üzüldüm. onun yerin eyahşi batı başladı ben de kapadım müziğime döndüm. yol baya güzel. dağlar taşlar ormanlar göller. mükemmel bi ormanın içinden geçerken sypmhony no.3 çalmaya başladı. bi sene önce tam bugün ayvalık-ankara yolundaki mükemmel ormanlardan amcamn cenazesi için ankara'ya dönerken de sypmhony no.3 çalmıştı. sonra uyumuşum azcık. biraz geç olmakla birlikte mola verdik. hoş bi tesis değildi. tuvaletteki 74 kabinden sadece biri kullanılabilir durumdaydı ve ben a'nın işini bitrip çıkmasını beklerken idrar kesem bu durumu kabullenemedi. sonra çıkıp tost edik ama hamburgerler çok daha güzel görünüyodu. yolculuğun ikinci yarısında geleneksel yer değtirme merasimimizi yaptık ve cam kenarına geçtim. dağlar taşlar yine çok güzel. deniz göründü sonra. denizi ne zaman görsem böyle bi şeyler kıpırdanıyo içimde. sonra istanbul'a vardık. önce ataşehir'de yolcu indirdi. sonra kavacık'a geçti biz d orada indik. servise binip beşiktaş' doğru yola çıktık. adının barbaros olduğunu öğrendiğm yerde indik. eskiden "taksim hangi yakadaydı" diye düşünen ben, artık cadde isimlerini falan öğreniyorum. barbaros'tan aşağı doğru inerken ne yapacağımızı konuştuk. iskeleye gidip boğaz turu saatlrine baktık. işimize yarar bi şey bulamadık. sonra sanıram bi görevli gelip yardımcı oldu. bi de özel turlara bakamızı söyledi. hemen yan tarafa gçip özel turlqra baktık. saat 5te bi saatlik bi tur vardı. bilet gişesi daha açılmamıştı. sahilde yürüyüp bi kafeye oturduk. ben ve a. limonata, babam da soda içti. masada sol elimin orta parmağının tırnağındaki yamukluktan bahsederken babam "bakiim" dedi ve ben ne yaptığımın farkıda olmdan el hareketi çektim. koptuk baya bi. hme yanımda böyle alacalı martılr duruyodu. çok tatlılardı. gölgede oturuyoduk,püfür püfür esiyodu, karşımızda boğaz vardı, kalkasımız yoktu hiç. saat 5e gelirken kalktık, dondurma alıp vapura bindik. dışarıya yan tarafa oturduk. vapur boş görünüydu ama son anlarda doldu baya. giderken baya güneş yedik beynime güneş geçti, baya amele yanığı oldum. sonra dönüşte gölgede kaldık, iyi oldu güzel oldu. öyle yerderde öyle mükemmel evler var ki. yalıları geçtim. daha tepede, ormanın içinde, direk denize bakıyolar, mükemmel. 6'da beşitaş'a döndük, çarşıda c.y. ile buluştuk. yemek yemek için arwen pizzacısı diye bi yer önerdi. hep beraber oraya gittik. sanki istanbul değil, şehrin  kşesinde o hengame içeri girince kayboluyor, harika da bi manzara, pizza da çok güzeldi.sonra saa 7 oldu, c.y. otobüsle dolmuşla gidersek trafikten yine 8 gibi anca varacağımızı, direk kuruçeşme'ye kaldırılan vapurlarla gitmemizin daha mantıklı olacağını söyledi. kalktık tekrar iskeleye gittik, vapur biletimizi aldık. sonra sahilde vakit geçirdik, fotoğraf çektik. vapuru beklerken ayakta ortlıkt drmuş kendi kend duran, okduğu kitapta artık ne yazıyoda kendi kendine kopan bi adam vardı çok komik ve şirindi. iskele yavaş yavaş kalabalıklaştı massiv attackciler doldurdu. sonra vapur geldi, c.y. ile vedalaşıp, babama güle gle diyip bindik. güneş batıyodu. ben nasıl heyecanlıyım. böyle kalbimin yerinde bi fil, göğüs kfsine omuz atıyor. konser alanına vapurla gidiyoruz, önceki gece koçumun "bilet almaya gerek yok, yatımla yanaşarız" geyiğini hatırlaıp mutlandım. şişeleri alacklarını hatırlayıp inmeden nolur nolmaz diye majezik içtik. sonra indik, kapıda ne sıra var ne bi şey, rahat rahat girdik. şimdi öğrendim ki kara yoluyla gelsek, kapıda bi sürü rezillik çıkmış, itiş kakış girilmemiş içeri. biz rahat rahat girdik, girişte manken gibi kızlar durmuş hoşgeldiniz diyodu. a. onlara kuzeninin evine gitmiş gibi candan bir "merabaaa" ile karşılık verdi. arkada kalıcaz enşilerim boşa çıktı, sahne önü zımbırtısnın arasında toplaişmış ufak bi güruh vardı sadece. biz de aldık hemen yerimizi. a. "acaba tıdık birileri var mıdır" derken bizim olduğumu yere bakan, 32 diş sırıtan bi cem yılmaz çıktı bi grup insanın arkasından. ben olduğum yerde kalırken aslı alan keşfine çıkıp geldi. döndğde cem yılmaz'ın yanında bi adet özkan uğur belirmişti. bi ara sahnenin kenarında birini gördüm, fotoğraf çekti, sahne önünden birileri el salladı, o da bi hareketlerle krşılırip güldü sonra geri gitti. a. dönüp "3d değilmiydi o?" diye sordu "neeeööy?" dedim ve  an konseri gözlükle izlemem gerektiğine karar verdim. sonra alan kalabalıklaştı, sahne önü de doldu, 20.50 gibi martina topley-bird çıktı sahneye güzel maskesiyle. tek kişilik orkestra gibiydi. sesi çok tatlıydı. türkçe konuştu. iyi akşamlar dedi, benim ismim martin dedi. bi kız çıkardı, bişarkısında gitar çaldı kız. sonra martina "how do you say this, sadece on beş yaşında" dedi. karmacoa kavırı çok hoştu, sözleri duyana kadar karmacoma olduğunu anlamadım. kendi şarkılarındna çaldı. sonra "son şarkı" dedi yine türkçe olarak. "sonunda" sesleri çıktı biraz. 21.30 gibi indi sahneden. bu arada sahne önünde önümüzde bir demet evgar geçti, koşup erkan uğur'a sarıldı. daha sonra şu kabak yellerinde falanoynayankardeşini de gördük demet evgar'ın. 20 dakika kadar bi hazırlık evresi vardı sonra. travis birden koşarak çıkmıştı, be başka yerlere bakıyodum, çığlıklar gelince sahneye bakmıştım, bu bi dah aolmasın diye gözümü ayırmadım bu sefer.
ve sonra o an geldi. ışıklar kapandı. biraz sonra bi grup insna koşara saneye çıktı. çığlılar alkışlar koptu. karizmasıya bi adım öne çıkan adam, robert del naja, nam-ı diğer 3D, sonunda, tam karşımdaydı. o an beynimde tümör çıktı, mide kanaması geçirdim, karaciğerim iflas etti, sol akciğerim patladı, damarlarım tıkandı, ama karşımda robert del naja vardı. massive attack vardı. robert yerlere kadar eğilere selam verip işin aşına geçti hemen.
united snakes ile açılış yaptılar. açılış şarkısının daha önce sadece 3 kere dinlediğim bi şarkı olması bi erde iyi oldu, çünkü şoktaydım ben. karşımda gödüğüm, kulaklarımın işittiği güzelliği sindirmekle geçti ilk şarkı.
ikinci şarkı babel'di. psyche ile birlikte bu iki şarkıya pek ısınmamıştım henüz; fakat çok başarılıydı, martina'nı sesi harika gerçekten.
üçüncü sırada, ilk gözağrılarımdan risingson vardı. 3D mikrofonun başına geldiği anda bi heyecan bastırdı, şarkıya girerken a.dançki istedim hemen. arkadaki ekranda tam ortada hızlı hızlı alkol-kokain-eroin-metanfetamin diye türlü türlü uyuşturucu ismi hızla geçmeye başladı. mükemmeldi, her şeyiyle harikaydı, 3D karşımda, daddy g yanında, risingson söylüyorlar. konserdeki ilk"outer body experience"ı bu şarıkda yaşadım.
arkasıdan horace andy çıktı. o kadar mutlu oldum ki geldiğine. girl i love you ile başladı o da. albüm kaydından daha güzeldi, yaşadı adam şarkıyı.
sonra martina geri geldi, psyche çaldılar, babel için söylediklerim aynen bunun için de geçerli.
altıncı sırada future proof vardı. açıkçası hiç konser şakısı olarak görmemiştim onu. dıt dıt dıt dırırıt dıt dıt diye girdiğinde de nötrdüm. ama beyinlerini yediklerim neler yapmışlar o şarkıya, ne hale getirmişler, onu da videoya almadığımız için üzülüyorum hala. kendimi kaybettim sonlarına doğru, ikinci obe burada yaşandı.
daha sonra konser şarkıları invadme'yi çaldılar, ilk kez konserde dinledim, martina ilke 3D irlikte söyledi, çok beğndim. bi de bulabilsem bi de şarkıyı güzel olacak.
arasından yeni düzenlemeleriyle teardrop başladı, a. dahil çoğu insan martina "love, love is a verb" diyene kaar çalanın teardrop olduğunu analmadı. iyidi hoştu ama martina liz fraser değildi. o düzenlemelerle liz söylese işte o zaman çok efsanevi olurdu.
ve mezzanine, risingson'ın kardeşi, yine 3D ile daddy g yanyana sahnedelerdi, mükemmeldi,harikaydı, hatt güzelliğini tarif edecek bi sıfat yok bence, üçüncü obe de buradaydı, boyut değiştirdim vallayi.
daha mezzanine'i atlatamadan horace andy geri çıktı, alttan alttan angel'ın girdiğini duyuyorduk, adam you are my angel diyor fakat asıl melek olan kendisi, o ses bir meleğin sesi. herkesle birlikte ben de love you love you love you diye kendimden geçtim.
angel ile üçlü kombo tamamlandı, 3D öne çıktı, deboah miller'ı sahneye davet etti, "this song we dedicate to turkish citizens who died in mavi marmara." dedi ben o marmara diyişe takılmışken bi baktım safe from harm başlamış. yamulmuyorsam arkadaki ekrandan geçen güzel sözler bu şarkıdaydı. "hareket etmeyen zincirlerinin farkına varamaz."
ve birden oynak şarkımız inertia creeps başladı. bu şarkıyı ilk dinlediğimde çok rahatsız edici bulmuştum, uzun süre tekrar dinlememiştim, sonra bir kezde klibiyle dinledim, o zamandan beri severim. çok değişik, tuhaf, mistik bi havası var. i want to X you! şarkıyla birlikte bi anda arkadaki ekranda efe kavak yellerine dönecek mi, aşk-ı memnu hebele hübele, demet akalın vede vedö, banu alkan, ylın'ın aşk kaçamağı gibi boş gündemlerimiz hızlı hızlı geçmeye başladı. youtube : yasak krallık! yazısı çıktığında coştu millet. sahne kenarnda daddy g kalabalığın videosunu fotoğrafını çkip dans ederek içeri giderken görüldü.
inertia creeps'den sonra sahneden indiler, setlist ezberimdeydi ve dönünce splitting the atom'u dinleyeceğimi biliyordum. keza öyle de oldu, 3D, horace andy, daddy g sıralandılar sahnede. aslında istanbul'daki gürültü yasağı sağolsun, ses biraz kötüydü, kısık bas yüzünden spliting the atom insanlar üzerinde o büyük etkiyi yaratmadı, ama benim üzerimdeki etkisi beklediğimden de büyük oldu. midem takla atarken gözlerim doldu, sahneyi tekrar görebilmek için gözlerimi silmek zorunda kaldım. görmekte ve duymakta olduğum her şey çok güzeldi, çok uyumluydu, horace2ın dediği gibi, her şeyçok kolaydı. en sağda boyu posu karizmasıyla sallanan daddy g, ortada horace, onun o tuhaf şirin dans, melek sesi, en solda şarkı boyunca bize arkası dönük duran, kendi kısmı geldiğinde öne çıkıp o en tatlı sesiyle "we killed the time and i love you dear" diyen o karizmanın maddeleşmiş hali, o yaşayan efsane, o kocaman, karmaşık, duygusal beyin. evet biraz ağladım. bu boktan sene boyunca bütün yaşadıklarımın arka planında çalması, oraa olmayı hayatımda belki de hiçbir şeyi istemediğim kadar çok istemem ve yaşamakta olduğum anın güzelliği birleşince boğazım yandı, gözlerim doldu. bu şarkıda benliğim bi yere gitmedi, o anın, hayatımın bütün gerçekliğiyle yaşayabileceği en güzel dakikaları yaşadım.
hiç istemedim bitmesini ama splitting the atom bitti, 3D ve diğerleri koşarak sahnede inerken kednime geldim, onların yerine deborah miller geldi tekrar, unfinished sympathy söyledi. allahım o nasıl bir sestir, şahaneydi.
ve atlas air, gecenin climax'i benim için bu olabilir. zaten bütün gün kfamda çalıp durmuştu. o beyin nasıl üretti o sözlri allah aşkına? muhteşem bi performanstı, o şarkının o güzelm sonunu uzattıkça uzatmaları, o sırada arkada ülke bayraklarıyla iç içe geçmiş marka logoları bütün konser yaptığı gibi şarkı söylemediği bi şey çalmadığı zamanlar arkada deliler gibi dans eden, kendinden geçen robert. harika, mükemmel oldu bu şarkı. yalnız, robert del naja'yı türlü türlü sebeplerden ötürü bi ingiliz soğukluğunda, bristol gökyüzü gibi kapalı, duygularını dışarı vurmada aşırıya kaçmayan bi insan olarak görmüştüm. o eliyle kalbine vura vura "my heart is big, my heart is big, my blood will slide" demeler, benim kalbimin bir parçasının son nefesini vermesine neden olmalar falan neydi? o andan sonra ona olan sevgim eskisinin 998981239579237 katına ulaştı.
sonra tekrar indiler, tekrar bise çıktılar, kapanışı karmacoma'yla yaptılar. karmacoma numarınızı biliyodum abiler. 3D "it never cools my temper" dedikten sonra susturuyosunuz her şeyi, duruyosunuz, bakıyosunuz, sonra 3D, daddy g'nin kısmını söylüyor hızlı hızlı, söyleyeyim de geçsin dercesine, sonra tekrar duruyosunuz, burada seyircinin coşması, karmacoomaaa diye harykırması gerekiyor, sonra müzik tekrar başlıyor siz de karmacoma diye devam edyorunuz. önceki konserde çok güzel olmuştu bu, ama bu gece öküzler anlamadı bunu, çok az kişi bağırdı karmacoma diye, olmadı. karmacoma zaten benim için bi kutlama havasında geçti. bitince tüm ekip doluştlar sahneye, biz onları alkışladık, onlar bizi alkışladılar, dakikalarca sürdü bu, yine yerlere kadar eğildi roberto. alkışlaya alkışlaya indiler sahneden,arkalarından bakakaldım, bi şeyin bittiğine bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum. vapura yetişmemiz için a. eimden tuttu ve kalabalığın arsıdan yardırmaya başladı, o zaman dizlerimn titrediğini, başımın öndüğünü fark ettim. otun dumanı etki eder mi, yoksa üzerimden geçen koca bir massive attack'in yan etkileri miydi bilmiyorum. sonuç olarak hemencicik attık kendimizi vapura, üst kata çıkıp yer de bulduk, ışıklı köptünün altından hala yarı havada süzülür gii beşiktaş'a doğru yollandık. gece heryer ışıl ışıl, püfür püfür, mis gibi. vapur yanaştı, inerken yyandaki vapurda bangır bangır hande yener midir demet akaın mıdır ne boksa "bodrum'a da gittik beraber" diye çikin bi şey çalıyordu. az önce gördüklerimizden, dinlediklerimizden sonra snırsam bu da evrenin "bakın, ironi." deme şekliydi. babamı bekledik, babam kuzeni ve eşiye birlkte dolmahbahçe'ni noralarda deniz kenarında bi yerde oturuyomuş, oraya gittik, önce laaboya gidip umumi duş aldık bi nevi. kültablası kokuyodum resmen. sonra yanlarna dönüp susuzluğumuzu giderip sobet ettik. 1 gibi kalktık, arabalarıyla bizi nişantaşı'ndan geçirdiler, geçerken tikilerle dalga geçtik. sonra servisin kalkacağı yere bizi bıraktılar, teşekkür edip yolladık. 20-30 dk servis gelene kadar dışarıda oturduk, servis geldi bizi kavacık'a götürmek üzere, gece vakti, tafk de yokken köprüden geçmek çok keyifli. kavacık'ta otobüsün gelmeini beklerken yine televizyonda bangır bagır günümüz türkçe popunun en rezil örnekleri çalıyordu. gözümü kapatıp kafamda atlas air'in girişini tekrar ederek zararı en az seviyede tuttum. sonra otobüse bindik, önceçektiğimiz fotoğraflara baktık, sonra müziğe döndük. tabii ki massive attack dinleyerek konseri tekrar yaşadım. sonrasında hava ağarmaya başlayana kadar ne zaman uyuyodum, ne zaman uyanıktım bilmiyorum, ama şöyle güzel bi uyku çekmediğimi biliyorum. sabah 8 gibi ankara'ya vardık, 8.30 falandı eve geldik. biraz yattım sonra kalktım ilaç içtim, fotoğraf makinesini a.'dan alıp videoları izledim. biraz kitap okudum.  banyoya girdim. bilgisayarı açıp dün ne kaçırmışım ona baktım. kahvaltı edeyim dedim ama evde kmek namına hiçbir şey yoktu. kahve yapıp 2 tane beypazarı kurusu yedim. 13.40da evden çıkıp kursa gittim. akşama kadar bi şey yemedim. yemeği de geç yedik baya. öyle.

şimdi. robertın kıyafeti genelde olduğu gibi yine harikaydı, daddy g de mor astarlı ceketiyle pek şıktı, gerçi o adam o boyuyla posuyla, o duruşuyla fıçı giyip gelse yine karizmatik olurdu. kuruçeşme'yi, ya da da çok olduğu yeri pek beğendiler. daddy g arkadaki manzaradan bahsetti bikaç kere. robert buraya 5. gelişimiz ve her seferinde daha harika oluyor. bi sürü güzel tatlı şey söyledi yavrucum. şarkılardan sonra "teşekküüler" dedi hep.
görsel şovları beklediğimden de iyiydi, arkadaki yazılar mal etti beni, sanırım beynimizi yıkamaya çalışıyorlardı, biraz daha verselerdi gazı çıkışta devrim yapmaya gidecektik. o harekat raporu alıntıları, türlü türlü istatistikler, değişik değişik bilgiler. evet massive attack ve bi gün bi parçası olmayı umduğum united visual artists, sonsuza kadar birlikte çalışmalısınız.
şu an duygularımı ifade edemiyorum. herhangi bi anı aklıma geldiğinde tüylerim diken diken oluyor. hayatımın şimdiye kadar ki en güzel birkaç saatini yaşamış olabilirim. hep diyorum güzel bi şey yaşadığımda bi yerinden 5 çıkar hep. massive attack'in 5. gelişiydi ülkeye. hadi ilk 3ü geçtim de, bir öncekini kçıdığım için hala üzgünüm. hatta bu insanların yer yüzünde çıkardıkları canlı dinleyemediğim her türlü ses için üzgünüm. şimdiden para biriktirmey başladım, bi dahaki sefer olacak ve ben yine orada olcam inşallah.

Hiç yorum yok: