7 Haziran 2010 Pazartesi















evet, dün bunlar yağdı ankara'ya. o sırada tepesi cam olan, elektrikleri kesik, etrafında belediye dozerleri tarafından pazar sabahı(!) açılmış hendekleri olan dershanede sadece 7 kişi kalmış, popomuz donarak oturyor olmamaız da çok havalıydı. içerinin akustiği zaten bir acayip, yağmur normal normal yağarken bile bina yıkılıyormuş gibi ses çıkıyor, bir de bu sevimli dolu parçacıkları tepemize düşerken top ateşine tutuluyormuşuz gibi oldu. yani abartmıyorum, öyle bir gürültü çıkıyordu ki hemen aramdaki kızla iletişim kurmak için kıçı yırtarak bağırmam gerekti. dersi bırakıp kapıya çıktık ve hangi arabanın camı önce çatlayacak diye iddiaya girdik. bu sırada kapının önündeki ufak çimenliğin yarısı su altındaydı. çok heyecanlıydı. dev dalgaların gelip her şeyi sular alında brakmasını bekleyerek endişeli endişeli dikildik orada bi süre. buzul çağına hazır değildik hiçbirimiz. tm'ler tüm "içeride kalmalıyız!" uyarılarıma rağmen "durağa gidebilirsek kurtuluruz, burada kalıp ölmeyi mi tercih edersin?" diyip ayrılmışlardı. my company were those who were royal to rohan. içimde durağa yetişemediklerine dair kötü bir his vardı. başımızda kalan iki hoca kantindeki topkeklerle ne kadar idare edebileceğimizi düşünürken o.k. test kitaplarını yakarak ısınmayı teklif etti. tam bir panik havası hakimdi. daha sonra sayısız çabamın sonunda babama ulaştım. ne olursa olsun dışarı çıkmamamız gerektiğini söyledi. kapatmadan önce "i'm coming for you son." dedi. kısa ve duygusal bir sesslik oldu ve... yok lan filmdi o.

Hiç yorum yok: