17 Haziran 2010 Perşembe



bizim hayat bilgisi dizisiyle high school musical'ın birleşip ryan murphy'nin elinden geçtiğini düşünün. ryan murphy diyorum bak. kötü bi şeyden bahsediyor olamam yani. bu diziye karşı bu kadar sevgi dolu olduğum için benim de alnıma koca bir L çizebilirsiniz. hatta bir hafta boyunca bad romance (glee versiyonu tabii ki) dinlettirdiği için bunu kendim de yapabilirim. ama çok tatlı lan. izlerken dişlerimi göstererek sırıtıyorum, düşünün. o derece tatlı. her türlü klişe var. "teenage pregnancy" var. "high school drama" var. ama bunlar one tree hill'den iğrenirecek unsurlar. gee'e bunlar için kızamazsınız. senaryo bazen çok zorlama. karakterlerin çoğu havada. ama bunlar için de kızamazsınız. çünkü çok tatlı. o kadar tatlı ki r&söyleyen bi grup insana sevgiyle bakabileceğimi öğrendim. müzikalleri çok seviyorum. son 2 senemin büyük bölümünde çoğu öğleni koro odasında geçirdikten sonra şov korolarını da çok seviyorum. bu ikisi böyle bi tatlılık altında birleşince izlerim yahu ben. bi tek madonna'ya ayrılmış bölümde tiksindirdiler beni. karı "popomu yalarsanız şarkılarımı kullanabilirsiniz" demiş resmen. poposunu yaladıklları için glee'den, poposunu yalattığı için madonna'dan nefret ettim. ama sonunda öyle bi like a prayer yaptılar ki durdu birden tiksinti. yerini tekrar tatlılığa bıraktı. sezon finalinden bir önceki bölümde (funk) beck'ten loser'ı icra ettiler. sanırım 47. kez izlicem şimdi onu. mikemmeldi. hele sonundaki we want the funk! ve o vocal adrenaline'in göt oluşu! karakterleri mercek altına alıcam şimdi. yani o kadar tatlılar. ya da ben o kadar işsizim. ama yapıcam bunu.


puck. puckster. puckzilla. puckosaurus. noah "puck" puckerman : en şahane karakter şüphesiz. en iyi arkadaşının kız arkadaşını hamile bırakmak, insanları çöp konteynırına atmanın falan hoş olmaması gerekir değil mi? çok lise dizisi davranışlardır bunlar. ama söz konusu glee ise çok da tatlıdır çünkü bunları yapan aynı zamanda şahane gitar çalıyordur, çok güzel dans ediyordur ve mükemmel bir sesi vardır.

 ilk sweet caroline'ı çalıp söylediğinde duyduk sesini. sonra fötr şapka taktı, dans edip lady is a tramp söyledi. bunların ikisini de kız tavlamak için yaptığı gözlerden kaçmadı. sonra çarşafçı dükkanında çalışırken finn'le loser'ı icra ettiler. onu neden yaptılar bilmiyorum ama tek kelimeyle harikaydı. o gitarı çalarak girişi, sonra gitarı arkaya atıp " in the time of chimpanzees i was a monkey..." diye başlarken ben the simpsons the movie'de homer'ın motorla yaptıklarını odamda ayaklarımla yapıyordum. sonra bir de finn'le funk niyetine yaptıkları repır şarkısı var. good vibrations'lı bi şey. çok seksi. run joey run'ı seski yapan da puck. daha doğrusu sesi.

tabii bir de mohawk var. keşke hala olsa. en şahane karakter olmasının sebebi böyle bakınca her yere oturtamazsın. ama her yere oturuyor. repır da oluyor rakır da oluyor funk da oluyor. hele funk çok şahane olmuş. vocak adrenalinecilere "see you punks in the regionals" demek falan çok havalı. yaptıkları kiss şeysi de süperdi. kendisi "whore lips" falan dese de starchild makyajıyla bu kadar güzel olamaz bi insan. evlatlık verilmesi kararlaştırılmış kız bebeklerinin adını jackie daniels koymak istemesi puck karakterinin zirveye ulaştığı andı.

bu da finn. esas oğlan. harika bi sesi var. fakat hiç dans edemiyor yahu. çünkü çok uzun. 1.90 mı ne. ama sesi cidden çok güzel. bu karakterin aptallığını abartmışlar biraz. sporcu bi insanın kalbinin sağ tarafta olduğunu sanmasına imkan yok yani. ama puck'la aralarında geçen finn : annem prostat ameliyatı oldu. puck : uuu. geçmiş olsun. tadındaki dialog çok eğlenceliydi. finn'in, daha doğrusu oynayan adamın - cory bişeybişey - zirve noktası quinn ve puck'ın yalanını öğrendiği sahneydi sanırsam. cory bişeybişey de çok şeker bu arada, geçende glee'nin neye benzemediğini anlatırken "yemekte balık var ama ben balık sevmem ben tavuk severim" diye şarkı söylediğine şahit oldum.

bu da rachel, new directions'ın yıldızıymış, çok yetenekliymiş, öyle diyorlar. arkadaşım eşşek her türlü şeyi söyleyebileceğini o yüzden çok iyi olduğunu söyledi. ama bence iyi ve güzel aynı şey değil. ben ağzına vurmak istiyorum bi tane. ama vocal adrenalineciler yumurta attığında sevdim onu. kurt'ün dediği gibi "she is one of us and only we can humiliate her."

o bir mark jacobs. o bir tom ford. o bir kurt. o gay. o finn'e aşık. 90 doğumlu gay biri tarafından canlandırılıyor. mükemmel bir sesi var. onun sayesinde ilk defa bir beyonce şarkısını baştan sona dinledim; çünkü çok tatlıydı.
bu mercedes. ben olsam adını gırtlak koyardım. yok böyle bir gırtlak. yok böyle bir özgüven. şişkosun dediler kız cheerio oldu çıktı i am beautiful diye şarkı söyledi herkesin önünde. yerim. sonra puck'ı götürecekken cheerios'u bıraktı. saygı duyarım.
artie'nin pek biy olayı yok. felçli, tekerlekli sandalyede. ayakları tutsa dansçı olmak isterdi. dancing with myself performansını gözlerim dolarak izledim; çünkü çok tatlıydı.

quinn, bu kız çok güzel. inanılmaz derecede güzel. burada fotoşopla hafifmeşrep bir palyaçoya benzetilmiş olsa da çok güzel. sesi de çok tatlı. çok da güzel dans ediyor. we want the funk'da harikaydı bilhassa. ne de olsa bir former cheerio.
tina'nın da pek bir olayı yok. gotik, "asian", eskiden kekeliyordu, artie'nin sevgilisi. sesi çok güzel, kendisi de çok tatlı.
"other asian" mike'ı glee fotoğrafı çekecek kadar adamdan saymıyorlar ama ben çok seviyorum kendisini. böyle dans eden insan olamaz. saçlarını da çok seviyorum. we want the funk'da bu da bir harikaydı. şapka ve gözlüğü özellikle.


bir de matt var. o mike'tan bile daha az adam yerine konmuş. sezon boyunca iki kere konuştu sanırım. kiss'te texas chainsaw massacre'daki hilkat garibesine benzemişti. ama seviyorum onu da.

son olarak diğer adam yerine konulmayanlar cheeriolar santana ve brittany var. onların replikleri de var halbuki. brittany'ye aptal sarışınlığın kitabını yazdırıyolar. "i think my cat's been reading my diary" dedi yarıldım.

santana da puck'ı bi sahipleniyor bi şey yapıyo nedir olayın anlamadım yani. bad romance'de pek iyiydi ama.
 
 

ve sue sylvester. cheerios'un bol ödüllü koçu. dizinin demirbaş kötüsü. ama çok komik yahu kadın. madonna'nın vogue'unu dinleyebildik bi ondan. o da tuhaf olmuştu. oynayan kadın lezbiyen ve dizide bir gay olan neil patrick harris'i götürdü. teoride sadece.
will şustır. new directions'ın koçu. "sevin onu" diye gözümüze sokuluyor fakat şu ifadeye bakar mısınız, nasıl seveyim ben bu adamı. neil patrick harris'le yaptığı dream on düeti güzeldi ama. bi de sezon finalinde bebeler glee kapatıldığını düşünürken teşekkür edelim diye oturup to sir with love'ı söylediler bu adama. çok tatlıydı. daha sonra o bi senemiz daha var diye müjde verip aldı puck'ı yanına beraber somewhere over the window'u çalıp söylediler. onu da sevdim o zaman. çünkü çok tatlıydı.
sorunlu rehber öğretmen emma. how i met you rmother'ın okay awsome bölümünden tanıyoruz onu vestiyer kızı olarak. cidden çok tatlı yahu.


Hiç yorum yok: