18 Şubat 2010 Perşembe
küçük bi çocuk olarak izmir'e gitmek, bütün günü aslı ve alican'la geçirmek, "birim!, ikiyim!" yarışında sona kalıp bozulmak, oda mezbaha gibi kokana kadar sırayla test drive 5 demo, 15 dakikada bir değişerek sims 1 oynamak, 15 dakika dolunca "vuueng vuueng" diye alarm sesi çıkarmak, sıram geçince alican'ın odasına gidip dolabını açıp bi saat okumak istediğim tenten'i seçmeye çalışmak, sonunda seçenekleri ikiyi indirip oopitipiti yapmak ama sonucu beğenmeyip diğerini seçmek, kusana kadar tenten okumak, sonra sinemaya gitmeye karar verip film ve seans seçmek, durağa inip kipa servisini beklemek, gelmeyince küfredip karfur'a pizza yemeye gitmek, yürüyerek iskeleye gitmek, vapura binip konak'a, pasaport'a, alsancak'a gidip inmeden dönmek, dönerken soğuk rüzgarda deniz kokusuyla martıların arasından sevgi pıtırcığı olmuş vaziyette kordon'u izlemek, dönüş yürüyüşünde çarşı'dan geçerken dondurma alıp yolda yemek, ya da eve yaklaşırken bi marketten karamelli topkek alıp tinerci çocuklar gibi paketi burnumuza dayayıp mis gibi karamel kokusu çekmek, ya da başka bir gün alsancak'ta vapurdan inip alavara'ya gitmek, dünyanın en ucuz ve en süper makarnasını beklerken daracık sokağın güzelliğiyle şapşal şapşal gülümsemek, dönerken burger'a uğrayıp karamelli sundae alıp yine koklayarak iskeleye yürümek, vapurda akşam soğunda dışarıda oturan tek tük mallardan olmak, gece ışıklarıyla daha da bi güzelleşen kordon'a dalıp belli belirsiz bir hüzünle, sözleşmiş gibi sessizleşmek, egs'nin adı değişip egepark olmuş olsa da inatla egs'ye bilardo/bowling oynamaya gidelim demek, öğleden sonra bostanlı sahiline gidip akşama kadar kalmak, millet yağmurdan kaçışıp sokakları boşaltmışken sahilde kalıp saçma sapan şeyler yapmak, aynur yengemin herkesi akşam yemeğine davet etmesi üzerine öğlenden bostanlı'ya gitmek, bostanlı'nın insan güven ve rahatlık veren havasını çekmek, dayımların temiz, düzenli ve huzurlu evinde yengemin sıcakkanlı sohbeti eşliğinde yemeğe yardım etmek, yemekte dayımdan "ördek kafalı" benzeri laflar işitip durmak, kuzenlerimle gözümden yaş gelene kadar gülmek, her akşam yemeğinden sonra dayımın getirdiği sayısal lotoları doldurmak, pazar günleri hep beraber balıklıova'ya gitmek, insanlar soğuktan içeri kaçmış, sıcak sıcak yemeklerini yerken sürü halinde dışarıda, denizin yanıbaşında oturmak, sevmesem de balık yemek, ya da hep beraber foça'ya dayımların evine gitmek, şömineyi yakmak, önündeki minderlere kurulup tavandan yere kadar uzanan camlardan kışın azan denizi izlemek, bahadır'ın bütün günü şöminenin önünde geçirmem üzerine anneme " hala dikkat et gece yatağı ıslatır bu" demesine kopmak, ya da bir yaz günü foç'da uyanıp foça'nın insanı fazla bunaltmayan rüzgarlı havasında yengemi mükemmel kahvaltısını yapmak, her daim berrak olan denize girmek, sürekli dalıp kırmızı deniz yıldızlarını izlemek, kırk ylda bir rastgelince ahtapot gibi tuhaf deniz canlılarıya bakışmak, denizden dönünce bahçe kapısında hortumla duş almak, dayımın ricası üzerine çimleri biçmek, ya da domates, biber, patlıcan, kabak, vs. ve hatta karpuz kavun yetişen bahçeyi sulamak, tabu, okey, küt oynamak, araba yıkamak, 14 temmuzda dayımın ya da 23 ağustosta yengemin doğum gününü şerefine masayı bahçeye indirip mangal yapmak, dayıma hazırladığımız pastanın üzerine iyi ki doğdun dayı yazmak, sonra alican'ın "ama o benim amcam" demesi üzerine parantez içinde amca yazmak, gece çatıya (bildiğin çatıya) çıkıp foça'nın azman sinekleri tarafından taciz edilirken karşı taraftaki aliağa rafinerisinin ışıklarını izlemek, akşam geç yatmak, sabah erken kalkmak, sabah kalktığımda kahvaltı sofrasında bekleyen bir dede bulmak isteği geldi birden bire.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
ağlıyorum ne güzel. şu anda hayatta isteyebilceğim en güzel şeyin bu yazıdakiler olduğunu farkettim. hiç bitmemecesine olması.
Yorum Gönder